Fiziğin Teorisinde Yapılan Büyük Hata

Han Erim
9 Eylül 2023


Giriş:

Bazı tesadüflerin zorlaması sonucunda 1999 yılı civarı Fiziğin Teorisinde önemli bir hatanın yapıldığını fark ettim. Bu sıra dışı durum beni Teorik Fizik üzerinde çalışmaya teşvik etti. Çalışmalarımı Alice Yasası adı altında, 2001 yılında açtığım aliceinphyiscs.com websitemde yayınlamaya başladım. Yaklaşık 23 yıldır da yayın yapıyorum ve artık çalışmalarımın belirli bir olgunluğa ulaştığını düşünüyorum. 

"Fiziğin Teorisinde niçin bu kadar büyük bir yanlışlık yapılmıştı?". Bu soru beni her zaman rahatsız etti ve bu sorunun üzerinde kesintili olarak da olsa yıllar boyunca düşündüm. Soruya bulabildiğim cevap düşüncelerimde çok yavaş bir şekilde ve uzun yıllar sonucunda oluştu. Vardığım sonucu sizlerle paylaşmak istedim. Anlatacaklarım kendi tecrübelerim ve düşüncelerimdir. Bu makaleyi bitirdiğim zaman ortaya biraz uzun bir yazı çıkabilir, ama yazımı sınırlamayacağım ve onu kısaltmaya çalışmayacağım. 

Burada yazdıklarımla kimi insanları çok üzeceğimi, kimi insanları da çok kızdıracağımı biliyorum. Hatta, bu makaleyi okuyup memnun kalacak herhangi birinin çıkacağını sanmıyorum. Sansürsüz ve dobra dobra yazacağım. Yazacaklarımın bazı bölümleri korku romanları ile, bazı bölümleri de macera kitapları ile yarışabilir. 

Bilgide eğitim sistemi kaynaklı yanlışlık nedir?

Eğitimi şöyle ele tanımlayabiliriz: Eğitim dediğimiz olay, eski nesil'in yeni gelen nesil'e mevcut bilgisini aktarması olayıdır. Yüzyıllar boyunca bu böyle olmuştur, gene böyle olacaktır. Ama şu var ki, öğretilen bilgilerin içinde eğer bir yanlış varsa, bilginin aktarıldığı yeni nesil bu yanlış bilgiyi alarak büyür ve öğretme sırası kendisine geldiğinde kendisinden sonra gelen nesil'e bu yanlış bilgiyi öğretir. Eğitim esnasında size verilen yanlış bilgi, sizin doğrunuz olur. Tabi burada, yanlıştan bahsederken bilimsel öğretideki bir yanlıştan bahsediyorum. Müfredat programı içindeki bir yanlıştan. Böyle bir yanlışın nasıl farkına varacaksınız ki? Hocanız size öğretirken, öğrettiği konunun yanlış olduğunu bilmemektedir. Siz de öğrendiğiniz bilgiler acaba yanlış mı diye düşünerek bir öğrenim yapamazsınız. Eğitim sistemindeki bilgi kaynaklı yanlışlık çok vahim ve acımasız bir olaydır. Çünkü çok zeki olmak, çok çalışkan olmak, hatta yüksek düzeyde saygın bir bilim insanı seviyesine yükselmek, doktor, doçent, profesör gibi bir unvan taşıyor olmak bir işe yaramaz. Eğitim sürecinizde yanlışı alırsınız ve hayatınız boyunca onun doğru olduğunu sanarak o yanlışı taşırsınız. Bilgideki yanlışın düzeltilmesi ise ne öğrencinin ne de hocanın görevi değildir. Eğer öğretide bir yanlış varsa bunu bulmak, ortaya çıkarmak araştırmacıların işidir. Ama süreç gerçekte çok daha karmaşıktır.

Bir araştırmacı olmak yanlışı fark eden biri olmak anlamına gelmemektedir. Araştırmacı olursunuz ama yanlışı taşıyan birisi olabilirsiniz. Yanlışı fark edersiniz ama doğru olanı bulamayabilirsiniz. Hatayı fark etmiş ve hatayı düzeltecek bilgiye ulaşmış olabilirsiniz, ama gelin görün ki elde ettiğiniz doğru öğretiyi kime nasıl kabul ettireceksiniz? Fikirleriniz müfredat programına girmediği sürece, doğruluğu teyit edilmemiş kişisel fikir olur. Ders anlatmaya çıktığınızda bu yanlıştır, doğrusu böyledir diyemezsiniz. Sizden istenen mevcut müfredat programına uymanız ve onu anlatmanızdır, onun dışına çıkamazsınız. Yapabileceğiniz tek şey yayın yapıp, yazdıklarınızın anlaşılmasını beklemektir. 

Eğitimsel bilgi ancak müfredat programları içine girdiğinde bir değer kazanır. Fizik gibi temel bilimlerde müfredat programının içine yeni bilgilerin eklenmesi, içindeki hataların ayıklanması ancak ve ancak konsensüsle mümkün olur. Günümüz için konuşursak, Japon, Türk, Norveçli, Amerikalı, Perulu, Kongolu, Çinli, Rus vs. konu ile alakalı bilim insanları, araştırmacılar vs. tartışmaya dahil olur ve çoğunluk olarak karar verir. Ve değişim ancak böyle olur. 

Fiziğin teorisindeki büyük hatanın kaynağı nedir?

Elektromanyetik Teorinin inşası sırasında 1900 yılların başlarında bir dizi yanlış karar kalıcı bir hatanın fiziğin ana teorisi içine yerleşmesine sebep olmuştur. O yıllarda ışığın "Hızların Toplamı Kuralına" uyup uymadığı yoğun bir şekilde araştırılıyor ve tartışılıyordu. Fizik için bu çok önemli bir konuydu, çünkü Elektromanyetik Teorinin gelişmesi ancak bu konunun çözüme ulaşmasıyla mümkün olacaktı.

Hemen bu aşamada çok kritik bir detaydan bahsetmem gerekiyor. Bu detay göz önünde tutulmaz ise teoride niçin hata yapıldığını ve hatanın fiziğin içine nasıl yerleştiği anlaşılmaz olur. 1900 lü yılların başından bahsediyorum. 1914 - 1918 yılları arasında I. Dünya Savaşı, 1939-1945 yıllarında II. Dünya Savaşı yapıldı. Savaş zamanında düşman ülkelerdeki fizikçilerin birbirleriyle tartışabilmesi tabi ki mümkün değildi. Hele hele II. Dünya Savaşı yılları (1939- 1945) dünyanın fizikçiler için delirdiği yıllardı, çünkü hedefte atom bombasının yapılması vardı. İyi eğitim almış bir fizikçi kadar değerli hiçbir şey yoktu. Öte yandan 1900 lü yılların başında çok sayıda ülke sömürge durumundaydı veya gelişmemişti. Bağımsızlıklarını kazanmaları, üniversiteler açmaları fizikçiler yetiştirmeleri on yıllar aldı. Havayolu postası ve yolcu uçakları 1930 lu yıllardan sonra gelişti, elektronik çağı başlatan transistör 1947 yılında yapıldı, ilk uydu 1957 yılında yörüngeye oturtuldu, kişisel bilgisayarlar 1970 sonrası kullanıma girdi, internet 1989 sonrasında gelişti. Bir çok ülke için bu tür yeniliklere ulaşmak çok daha geç olmuştur. Bütün bunları şu yüzden anlatıyorum. En azından 1950 yılına kadar, hatta 1960 yıllarına kadar fizikçiler arasında sağlıklı bir konsensüs oluşturabilme imkanı bulunmuyordu. Düşünün ki Rusya atom bombasını 1961 de yaptı, o tarihlerde Amerikalı ve Rus fizikçilerin serbestçe tartıştıklarını düşünemiyorum. Kısıtlı sayıdaki insan, kısıtlı imkanlarla fiziğin ana teorisinin inşasını tartışabilme şansına sahipti. 

1887 yılında ışığın yıldızlar arası boşlukta nasıl hareket ettiğini anlamaya yönelik olarak Michelson-Morley deneyi yapılmıştı. [Michelson-Morley deneyi, Dünya'nın ve ışık dalgalarının taşıyıcısı olduğu düşünülen, uzaya nüfuz ettiği varsayılan bir ortam olan ışık saçan eterin göreli hareketini ölçmeye yönelik bir girişimdi - Kaynak:Wikipedia]. Her ne kadar deney başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da, (çünkü eter'in var olmadığını gösteren bir sonuç elde edilmiştir), beraberinde önemli bilgiler de getirdi. Dünyanın uzaydaki hareketine rağmen, her yönden dünyaya gelen ışıkların hızlarının dünyaya göre sabit ve c'ye (c: ışık hızı) eşit olduğu anlaşıldı. Ama ışığın nasıl davrandığı konusu teorik olarak açıklığa kavuşmadı. Belirsizlik devam ediyordu.

1905 yılında Albert Einstein ışığın davranışı konusunda kendi fikrini yayınladı. Fikrindeki ana tema ışığın boş uzayda c sabit hızı ile yayıldığını ve ışığın hızının bütün referans sistemlerine göre sabit ve c'ye eşit olduğunu kabul etmekti. Çalışmasına Özel Relativite Teorisi adını vermişti ve tezine uygun bir matematiksel çözüm öneriyordu. Michelson-Morley deneyinden elde edilen sonucu da teorisini doğrulayan bir kanıt olarak ele aldı. Ama Özel Relativite Teorisi kolay anlaşılabilecek bir teori değildi, çünkü o güne değin görülmemiş, işitilmemiş, kavramlar ve sonuçlar içeriyordu. Uzay-zamanın eğrilmesi, boy küçülmesi, zaman uzaması, E=mc2 gibi. Anlaşılması çok zor bir teori olarak ortaya çıktığını söyleyebilirim.

Aslında, Michelson-Morley deneyinin sonuçlarıyla uyumlu başka teorilerde geliştirmek mümkündü. Normal prosedür böyle olmalıydı ve mevcut teoriler sırasıyla tartışılmalı, test edilmeli ve doğruya o şekilde varılmalı idi. Ama böyle olamamıştır. 1915 - 1945 yılları arası savaş zamanıydı ve fizikteki her türlü bilgi çok kıymetliydi. Bilgi çalmak devletlerin en önemli uğraşlardan biriydi, çünkü kıymetli bir bilgi daha iyi, daha güçlü silah yapabilmek demekti. Yazılanlar ve çalınanlar bir şekilde okunuyordu ama bir çalışmanın okunuyor olması onu doğru olduğunu göstermezdi ve onu anlaşılır da yapmıyordu. Albert Einstein'ın çalışmaları da bu dönemde elbette ki okundu. Peki teori anlaşıldı mı?.........

Boooom ve Booom. Yıl 1945. Japonya'nın iki şehri atom bombalarıyla yerle bir oldu. Herkes şoktaydı. İnsanlar bu kadar büyük bir tahrip gücünün ortaya çıkışına ilk defa şahit oluyorlardı. Vay canına E=mc2 imiş, vay canına bunu Albert Einstein söylemiş, kim bu adam, vay canına Special Relativite Teorisini yazmış, hem okuyalım, öğrenelim. Teorisine çok büyük bir ilgi doğdu. Akıllarda yer eden E=mc2, patlayan atom bombalarıyla orta çıkan olağanüstü güç, teorisindeki büyük anlaşılmazlık ve basının ona olan büyük ilgisi onu fizikçiler arasında yüceltmiş ve onu dahi insan statüsüne yükseltmişti. Ama aslını isterseniz, Albert Einstein kendi yanlış teorisinin içinde kaybolmuş bir insandır. 

Special Relativite Teorisinin neden yanlış olduğunu size burada bir örnek ile izah etmek isterim. Bir cetvelin her iki ucuna bir alıcı ve bir verici yerleştirelim, ardından bir sinyal gönderip sinyalin hızını ölçelim. Sinyalin hızını c olarak buluruz. Aynı deneyi ses hızının bir kaç katı hızda giden bir uçakta tekrarlayalım. Sinyalin hızını gene c buluruz. Buraya kadar hiç bir tereddüt yoktur. Ama bu aşamada sormamız gereken soru şudur: Havaalanından o uçağı seyreden bir kişiye göre o sinyalin hızı nedir? O kişiye göre o sinyalin hızının c olması mümkün değildir. Bildiğinizden değil, ama mecburen, teoriye uyma mecburiyeti ile o kişiye göre de sinyalin hızı c dir diyorsanız, size tedavi olmanızı öğütlerim. Aslında cevabınız "bilmiyorum" olmalıdır, çünkü gerçekten bilmiyorsunuz, çünkü hiç ölçülmemiştir. 

Michelson-Morley deneyinde her yönden dünyaya gelen ışık sinyallerinin hızının c olduğu ortaya çıkmıştı. Ama o ışık sinyallerini gönderen yıldızlara göre o ışık sinyallerinin hızları acaba nedir? Bunun cevabı fizikte yoktur. Hiç ölçülmemiştir ve bilinmemektedir. Hareket halindeki bir cisme gönderilen bir ışık sinyalinin hızı da hiç ölçülmemiştir. Eğer bunlara benzer ölçümler yapılmış olsa idi bugün fiziğin teorisi çok farklı bir noktada olurdu. Ama savaş baskısı, yetersiz sayıda insanın tartışmaya dahil olması, kısıtlı teknolojik imkanlar, atom bombasının patlaması, basının gaza getirmesi ile Einstein'in gelmiş geçmiş en büyük dahi olarak ilahlaştırılması Special Relativite teorisini fiziğin içine kalıcı olarak sokmuştur. Dikkat edelim, Special Relativite Teorisini fiziğin içine sokan Albert Einstein değildir, bizleriz. O sadece kendi düşüncelerini yazmıştı.

Special Relativite Teorisinin fiziğe katılması ile birlikte Bilim dünyası içinde büyük bir felaket ve cadı avı başladı. Einstein'ın teorisine karşı çıkıyorsanız istenmeyen insan oluyordunuz. Special Relativite Teorisine karşı çıkmak, zeki olmamakla özdeşleşti. Onu anlamıyorsanız, makbul, saygın bir bilim insanı değildiniz. Ama anlamamakta bir noktaya kadar normal sayılabilirdi, anlayamıyorum diye kendinizi fazla üzmeniz gerekmiyordu. Bazı şeyleri söylemek ve kopya çekmek yeterli oluyordu. Işık hızında gidersen asla ihtiyarlamazsın, hızlandıkça kısalırsın, uzay-zaman eğrilebilir, hareket eden saatler yavaşlar. Bunları söylersen statü değiştiriyordun ve akıllı bilim adamı sayılıyordun. Bingoooo..... anlamasan bile anlamış görün.

Special Relativite Teorisinin niçin anlaşılamaz olduğuna burada biraz değineceğim. Bütün referans sistemleri için ışık hızının sabit olduğunu var saydığınızda, hareketli bir cisim için boyutun ve zamanın cismin hızı ile orantılı olarak değişime uğradığını kabul etmek zorunda kalırsınız. Bunun sonucunda, cisimler arasındaki ortak geometri ve ortak zaman ortadan kalkar. Elinizde sadece teoriye ait bir matematik vardır ve onunla etrafınızı anlamaya, bir yerlere varmaya çalışırsınız. Ama teori esastan yanlış olduğu için, matematiği de size doğru şeyler göstermeyecektir. Sonuçta kaybolursunuz. Bir örnek vereyim: "Eşinizle aynı yaştasınız. Kırk yaşındayken uzaya gidiyorsunuz ama eşiniz dünyada kalıyor. Yirmi yıl boyunca ışık hızında seyahat edip tekrar dünyaya geri dönüyorsunuz. Döndüğünüzde sizde, eşinizde altmış yaşında olursunuz. Ne bir eksik ne bir fazla." Aynı örneği bir de Special Relativite Teorisini esas alarak anlatmayı deneyiniz. 

Düşüncelerdeki engeller ve şartlanmış düşünceler 

Size matematiksel olarak var olan bir durumdan bahsedeceğim. Bir yıldızı ele alalım. Bu yıldıza göre dünya kendisinden v hızı ile uzaklaşıyor olsun. Yıldızın dünyaya gönderdiği bir ışık sinyalinin hızının dünyaya göre c olacağını biliyoruz (Michelson-Morley deneyi). Olaya bakış çerçevemiz yıldızın referans sistemi olsun. Dünya yıldızdan v hızı ile uzaklaşıyor ve gönderdiği ışık sinyali dünyaya göre c hızı ile yaklaşıyor. Bu durumda yıldıza göre o ışık sinyalinin hızının c+v olması gerekir. Eğer dünya yıldıza doğru v hızı ile yaklaşsa idi, ışık sinyalinin hızı yıldıza göre c-v olması gerekirdi. Matematiksel olarak böyle bir olasılık çok açık bir şekilde varken, geçmişte bu durum tartışılmamış ve gerekli ölçümler yapılmamıştır. Bu ölçümler yapılmış olsaydı bugün büyük bir olasılıkla Alice Yasasının içinde olurdunuz. Geçmişte yapılmamış ve tartışılmamış olanlar bugün yapılmalı ve tartışılmalıdır.

Az da olsa, size kendi çalışmam olan Alice Yasasından bahsedeyim. Alice Yasası teori üreten bir çalışma değildir. Alice Yasası bir yukarıdaki paragrafta bahsettiğim Yıldız ve Dünya örneğinde ortaya çıkan matematiksel sonucu kabul eden ve bu kabulün sonuçlarını inceleyen bir çalışmadır. Elde ettiğim sonuçları bir kitap haline getirip 2017 tarihinde yayınladım. Kitaba aliceinphysics.com sitesinden erişebilir ve onu serbestçe okuyabilirsiniz. Ama onu anlayabilir misiniz? Bu soruya olumsuz bakıyorum, çünkü ortada çok büyük bir problem vardır. Düşüncelerinize iyice yerleşmiş olan Special Relativite Teorisinin penceresinden bakarak Alice Yasasını anlayamazsınız.

Eğitim sistemi kaynaklı yanlışlık sebebiyle, insanların düşünceleri yaralanmış ve hastalanmıştır. Special Relativite Teorisinin eğitim sistemine girmesiyle birlikte, fiziğin ana teorisinde oluşan yanlışlık herkesi hasta etmiştir. Eğer hasta olduğunuzun farkına varırsanız onunla mücadele edebilirsiniz. Bu yazıyla ben sizi bulunduğunuz yerden çekip çıkartacak bir dal uzatıyorum. Uzattığım dal sizi 1900 lü yılların başına, Special Relativite Teorisinin henüz fiziğin içinde olmadığı zamana geri döndürecektir. Orada bir masanın etrafında toplanmış, birbirleriyle konuşan insanlar göreceksiniz. Masanın üzerinde duran kitaplara bakın, o kitaplar çeşitli araştırmacılar tarafından önerilen yol haritalarıdır. Albert Einstein'in yazdığı Special Relativite Teorisi kitabı ve benim yazdığım Alice Yasası kitabını masada göreceksiniz. Belki başkaları da kendi kitaplarını getirip aynı masaya getirip koyacaktır. Oraya gelen insanlar çok önemli bir amaç için orada toplanıyorlar. Geçmişte çeşitli nedenlerden ötürü yapılmamış, yapılamamış olan tartışmaları, yapılmamış ölçümleri bugün o masanın etrafında toplananlar yapacaktır. Fiziğin geleceğini düşünen, planlayan insanlardır onlar. Gelecekte fizikte hangi yoldan ilerlemeleri gerektiğine o insanlar karar verecektir. Belki gene Special Relativite Teorisi ile yola devam etmeye karar verirler. Ama bu sefer bütün ölçümler yapılmış olacaktır ve geride tartışılabilecek hiç bir detay bırakılmadan yola devam edilecektir. Belki de yola Alice Yasası ile devam edilmesine karar verirler, bu taktirde Special Relativite Teorisi o masada kalacaktır. Eğer o insanların arasında yer almak isterseniz, düşüncelerinizi arındırmanız gerekiyor. Aklınızda Special Relativite teorisi varken masadaki diğer kitapları anlayamazsınız ve onların yanlış olduklarını zannedersiniz. 

Hakikate ulaşmak

Bir an için Special Relativite Teorisinin yanlış bir teori olduğunun anlaşıldığını farz ediniz. Kopacak kıyametin büyüklüğünü hayal edebiliyor musunuz? Anlamsızlığın içinde yitip giden nesiller, sayısız çalışmalar, düşünceler, hayaller, emekler hepsi yok olacaktır. 

Hakikatin güzel tarafı bir gün mutlaka ortaya çıkacak olmasıdır. Eğer Special Relativite Teorisi yanlış ise bu günün birinde mutlaka ortaya çıkar. Burada önemli olan şudur: Fiziğin omurgası içinde yer alan ve eğitim sistemine girmiş bir teori "doğru mu - yanlış mı?" şeklinde bir ikilem taşımamalıdır. Böyle bir teorinin kesinliği rastlantılara, tesadüflere bırakılamaz. Eğer yapılması gerekenler ertelenirse aksi bir durum ortaya çıktığında, oluşacak zayiatın ve felaketin boyutları artar. Şu anda dünyada Special Relativite Teorisiyle yetişmiş durumda olan beş yüz bin ila bir milyon arasında fizikçi ve astronomer halen aktif olarak çalışmaktadır. Her yıl eğitim sistemimiz ile onlara katılan binlerce fizikçi ve astronomer yetiştiriyoruz. Sizlere sesleniyorum. Kendi geleceğinize kendiniz sahip çıkınız. Geleceğinizi, emeklerinizi korumalı ve yayınlarınızı tartışmalı hale getirmeyiniz. 

Yapılması gerekeni yapalım

Eğer bir teori fiziğin içinde yer alacak ise öncelikli olarak teorinin dayandığı ana hipotez test edilmelidir. Bir teorinin yan sonuçlarının deneylerde ortaya çıkması, o teorinin doğru olduğunu göstermez. Çok can alıcı bir örnek vereyim. Special Relativite Teorisi "zaman uzaması", "boy kısalması" gibi durumların varlığını öngörür. Alice Yasasının sonuçları içerisinde de "zaman kayması" ve "uzunluk kayması" vardır. Ölçümde elde ettiğiniz bir yan sonucun hangi teoriye ait olduğunu nasıl bileceksiniz? Dolayısıyla bir teorinin olası sonuçlarının test edilmesi teorinin ana hipotezi test edildikten sonra yapılmalıdır. Bir teorinin doğruluğu ana hipotez test edilene kadar kesinlik taşımaz.

Special Relativite Teorisi ana hipotez olarak şu varsayımı temel almaktadır diyebilirim: Işık yayınlandığı kaynağın hızından bağımsız olarak bütün referans sistemlerine göre boş uzayda c hızı ile yayılır.

Alice Yasası için ise şu ana hipotez geçerlidir: Işık yayınlandığı kaynağın hızından bağımsız olarak boş uzayda kendi varış hedefine c hızı ile gelir. 

Dolayısıyla, evvelce bahsi geçen Yıldız ve Dünya örneğini kendisine temel alan bir ölçüm tasarlayabiliriz. Bir cisimden, ona göre hareket halindeki bir diğer cisme gönderdiğimiz bir ışık sinyalinin hızını ölçmek her iki teorinin ana hipotezlerini beraberce sınayacaktır ve sonucu belirleyecektir. Bu deney aynı zamanda "Hızların Toplamı Kuralı elektromanyetik dalgalar için geçerli midir?" ve "c sabiti denilince ne anlamalıyız?" gibi önemli sorularının cevaplarını veren bir deney olacaktır. 

Ölçüm sonucu her iki teoriye göre şöyle olmalıdır:
Special Relativite Teorisine göre: sinyal kaynağı cisme göre sinyalin hızı değişmemeli ve c olmalıdır. Alice Yasasına göre ise: sinyalin hızı hareketli olan hedef cisme göre c olacağı için, sinyali gönderen cisme göre c olmayacaktır. 

Bu deneyden çıkan sonuç Fiziğin genel teorisini düzenleyecektir.  

Söylenmesi gerekenler

Bir araştırmacı olarak çok farklı fikirde olabilirsiniz ve o masaya kendi kitabınızı bırakabilirsiniz. Ancak bunun bir şartı vardır, yapılacak ölçümde nasıl bir sonuç elde edileceğini yazmak zorundasınız.

Görülecektir ki ölçüm sonucu Alice Yasasını destekleyecektir. Bu doğal bir sonuç olacaktır, çünkü Alice Yasası matematiksel olarak zaten var olan bir durumu temsil etmektedir. Ölçümde aksi bir sonucun elde edilmesi, fizik yasalarının matematiğin kurallarına uymayabileceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkartır ki, bu olabilecek bir şey değildir. 

Işığın, kendisini yayınlayan kaynaktan bağımsız olarak, kendi varış hedefine göre c hızı ile gelmesi size imkansız gelebilir. Ama ne düşündüğünüzün bir önemi yoktur. Fizik yasaları insanların fikrini sormazlar. Doğanın yaratıcılığın insanın hayal gücünün çok ötesinde olduğunun sayısız örneği vardır. Fizik bilimi fiziğin kurallarını keşfetmek, anlamak için uğraş veren bir bilim dalıdır. Çok zor olsa da, çok zaman da alsa bir şekilde yeni şeyler öğreniyor ve fizikte ileriye doğru gidebiliyoruz. Kendinizi dar kalıplara ve dar düşüncelere hapsetmeyiniz. Işığın hızının bütün referans sistemlerine göre sabit ve c olduğu düşüncesi yalnızca bir hayaldir ve sizin için bir hapishanedir. Düşüncelerinizi arındırınız ve kendinizi geriye, 1900 yılların başına taşıyınız, yola oradan devam etmek gerekiyor. O yıllarda uzayda ışığın nasıl yol aldığı ve c sabitinin ne olduğu tartışılıyordu. Alice Yasası size bunu öğrenme fırsatını vermektedir.

Hepinize Saygılar sunarım

Han Erim