Fiziğin Teorisinde Yapılan Büyük Hata
Han Erim
9 Eylül 2023
![]()
![]()
Giriş:
![]()
Bazı
tesadüflerin zorlaması sonucunda 1999 yılı civarı Fiziğin Teorisinde
önemli bir hatanın yapıldığını fark ettim. Bu sıra dışı durum beni
Teorik Fizik üzerinde çalışmaya teşvik etti. Çalışmalarımı Alice Yasası
adı altında, 2001 yılında açtığım aliceinphyiscs.com websitemde
yayınlamaya başladım. Yaklaşık 23 yıldır da yayın yapıyorum ve artık
çalışmalarımın belirli bir olgunluğa ulaştığını düşünüyorum.
![]()
"Fiziğin
Teorisinde niçin bu kadar büyük bir yanlışlık yapılmıştı?". Bu soru
beni her zaman rahatsız etti ve bu sorunun üzerinde kesintili olarak da
olsa yıllar boyunca düşündüm. Soruya bulabildiğim cevap düşüncelerimde
çok yavaş bir şekilde ve uzun yıllar sonucunda oluştu. Vardığım sonucu
sizlerle paylaşmak istedim. Anlatacaklarım kendi tecrübelerim ve
düşüncelerimdir. Bu makaleyi bitirdiğim zaman ortaya biraz uzun bir
yazı çıkabilir, ama yazımı sınırlamayacağım ve onu kısaltmaya
çalışmayacağım.
![]()
Burada
yazdıklarımla kimi insanları çok üzeceğimi, kimi insanları da çok
kızdıracağımı biliyorum. Hatta, bu makaleyi okuyup memnun kalacak
herhangi birinin çıkacağını sanmıyorum. Sansürsüz ve dobra dobra
yazacağım. Yazacaklarımın bazı bölümleri korku romanları ile, bazı
bölümleri de macera kitapları ile yarışabilir.
![]()
Bilgide eğitim sistemi kaynaklı yanlışlık nedir?
![]()
Eğitimi
şöyle ele tanımlayabiliriz: Eğitim dediğimiz olay, eski nesil'in yeni
gelen nesil'e mevcut bilgisini aktarması olayıdır. Yüzyıllar boyunca bu
böyle olmuştur, gene böyle olacaktır. Ama şu var ki, öğretilen
bilgilerin içinde eğer bir yanlış varsa, bilginin aktarıldığı yeni
nesil bu yanlış bilgiyi alarak büyür ve öğretme sırası kendisine
geldiğinde kendisinden sonra gelen nesil'e bu yanlış bilgiyi öğretir.
Eğitim esnasında size verilen yanlış bilgi, sizin doğrunuz olur. Tabi
burada, yanlıştan bahsederken bilimsel öğretideki bir yanlıştan
bahsediyorum. Müfredat programı içindeki bir yanlıştan. Böyle bir
yanlışın nasıl farkına varacaksınız ki? Hocanız size öğretirken,
öğrettiği konunun yanlış olduğunu bilmemektedir. Siz de öğrendiğiniz
bilgiler acaba yanlış mı diye düşünerek bir öğrenim yapamazsınız.
Eğitim sistemindeki bilgi kaynaklı yanlışlık çok
vahim ve acımasız bir olaydır. Çünkü çok zeki olmak, çok çalışkan
olmak, hatta yüksek düzeyde saygın bir bilim insanı seviyesine
yükselmek, doktor, doçent, profesör gibi bir unvan taşıyor olmak bir
işe yaramaz. Eğitim sürecinizde yanlışı alırsınız ve hayatınız boyunca
onun doğru olduğunu sanarak o yanlışı taşırsınız. Bilgideki yanlışın
düzeltilmesi ise ne öğrencinin ne de hocanın görevi değildir. Eğer
öğretide bir yanlış varsa bunu bulmak, ortaya çıkarmak araştırmacıların
işidir. Ama süreç gerçekte çok daha karmaşıktır.
![]()
Bir
araştırmacı olmak yanlışı fark eden biri olmak anlamına gelmemektedir.
Araştırmacı olursunuz ama yanlışı taşıyan birisi olabilirsiniz. Yanlışı
fark edersiniz ama doğru olanı bulamayabilirsiniz. Hatayı fark etmiş ve
hatayı düzeltecek bilgiye ulaşmış olabilirsiniz, ama gelin görün ki
elde ettiğiniz doğru öğretiyi kime nasıl kabul ettireceksiniz?
Fikirleriniz müfredat programına girmediği sürece, doğruluğu teyit
edilmemiş kişisel fikir olur. Ders anlatmaya çıktığınızda bu yanlıştır,
doğrusu böyledir diyemezsiniz. Sizden istenen mevcut müfredat
programına uymanız ve onu anlatmanızdır, onun dışına çıkamazsınız.
Yapabileceğiniz tek şey yayın yapıp, yazdıklarınızın anlaşılmasını
beklemektir.
![]()
Eğitimsel
bilgi ancak müfredat programları içine girdiğinde bir değer kazanır.
Fizik gibi temel bilimlerde müfredat programının içine yeni bilgilerin
eklenmesi, içindeki hataların ayıklanması ancak ve ancak konsensüsle
mümkün olur. Günümüz için konuşursak, Japon, Türk, Norveçli, Amerikalı,
Perulu,
Kongolu, Çinli, Rus vs. konu ile alakalı bilim insanları,
araştırmacılar vs. tartışmaya dahil olur ve çoğunluk olarak karar
verir. Ve değişim ancak böyle olur.
![]()
Fiziğin teorisindeki büyük hatanın kaynağı nedir?
![]()
Elektromanyetik
Teorinin inşası sırasında 1900 yılların başlarında bir dizi yanlış
karar kalıcı bir hatanın fiziğin ana teorisi içine yerleşmesine sebep
olmuştur. O yıllarda ışığın "Hızların Toplamı Kuralına" uyup uymadığı
yoğun bir şekilde araştırılıyor ve tartışılıyordu. Fizik için bu çok
önemli bir konuydu, çünkü Elektromanyetik Teorinin gelişmesi ancak bu
konunun çözüme ulaşmasıyla mümkün olacaktı.
![]()
Hemen
bu aşamada çok kritik bir detaydan bahsetmem gerekiyor. Bu detay göz
önünde tutulmaz ise teoride niçin hata yapıldığını ve hatanın fiziğin
içine nasıl yerleştiği anlaşılmaz olur. 1900 lü yılların başından
bahsediyorum. 1914 - 1918 yılları arasında I. Dünya Savaşı, 1939-1945
yıllarında II. Dünya Savaşı yapıldı. Savaş zamanında düşman ülkelerdeki
fizikçilerin birbirleriyle tartışabilmesi tabi ki mümkün değildi. Hele
hele II. Dünya Savaşı yılları (1939- 1945) dünyanın fizikçiler için
delirdiği yıllardı, çünkü hedefte atom bombasının yapılması vardı. İyi
eğitim almış bir fizikçi kadar değerli hiçbir şey yoktu. Öte yandan
1900 lü yılların başında çok sayıda ülke sömürge durumundaydı veya
gelişmemişti. Bağımsızlıklarını kazanmaları, üniversiteler açmaları
fizikçiler yetiştirmeleri on yıllar aldı. Havayolu postası ve yolcu
uçakları 1930 lu yıllardan sonra gelişti, elektronik çağı başlatan
transistör 1947 yılında yapıldı, ilk uydu 1957 yılında yörüngeye
oturtuldu, kişisel bilgisayarlar 1970 sonrası kullanıma girdi, internet
1989 sonrasında gelişti. Bir çok ülke için bu tür yeniliklere ulaşmak
çok daha geç olmuştur. Bütün bunları şu yüzden anlatıyorum. En azından
1950 yılına kadar, hatta 1960 yıllarına kadar fizikçiler arasında
sağlıklı bir konsensüs oluşturabilme imkanı bulunmuyordu. Düşünün ki
Rusya atom bombasını 1961 de yaptı, o tarihlerde Amerikalı ve Rus
fizikçilerin serbestçe tartıştıklarını düşünemiyorum. Kısıtlı sayıdaki
insan, kısıtlı imkanlarla fiziğin ana teorisinin inşasını tartışabilme
şansına sahipti.
![]()
1887
yılında ışığın yıldızlar arası boşlukta nasıl hareket ettiğini anlamaya
yönelik olarak Michelson-Morley deneyi yapılmıştı.
[Michelson-Morley
deneyi, Dünya'nın ve ışık dalgalarının taşıyıcısı olduğu düşünülen,
uzaya nüfuz ettiği varsayılan bir ortam olan ışık saçan eterin göreli
hareketini ölçmeye yönelik bir girişimdi
- Kaynak:Wikipedia]. Her ne kadar deney başarısızlıkla
sonuçlanmış olsa da, (çünkü eter'in var olmadığını gösteren bir sonuç
elde edilmiştir), beraberinde önemli bilgiler de getirdi. Dünyanın
uzaydaki hareketine rağmen, her yönden dünyaya gelen ışıkların
hızlarının dünyaya göre sabit ve c'ye (c: ışık hızı) eşit olduğu
anlaşıldı. Ama ışığın nasıl davrandığı konusu teorik olarak açıklığa
kavuşmadı. Belirsizlik devam ediyordu.
![]()
1905
yılında Albert Einstein ışığın davranışı konusunda kendi fikrini
yayınladı. Fikrindeki ana tema ışığın boş uzayda c sabit hızı ile
yayıldığını ve ışığın hızının bütün referans sistemlerine göre sabit ve
c'ye eşit olduğunu kabul etmekti. Çalışmasına Özel Relativite Teorisi
adını vermişti ve tezine uygun bir matematiksel çözüm öneriyordu.
Michelson-Morley deneyinden elde edilen sonucu da teorisini doğrulayan
bir kanıt olarak ele aldı. Ama Özel Relativite Teorisi kolay
anlaşılabilecek bir teori değildi, çünkü o güne değin görülmemiş,
işitilmemiş, kavramlar ve sonuçlar içeriyordu.
Uzay-zamanın eğrilmesi, boy küçülmesi, zaman uzaması, E=mc2
gibi. Anlaşılması çok zor bir teori olarak ortaya çıktığını
söyleyebilirim.
![]()
Aslında,
Michelson-Morley deneyinin sonuçlarıyla uyumlu başka teorilerde
geliştirmek mümkündü. Normal prosedür böyle olmalıydı ve mevcut
teoriler sırasıyla tartışılmalı, test edilmeli ve doğruya o şekilde
varılmalı idi. Ama böyle olamamıştır. 1915 - 1945 yılları arası savaş
zamanıydı ve fizikteki her türlü bilgi çok kıymetliydi. Bilgi çalmak
devletlerin en önemli uğraşlardan biriydi, çünkü kıymetli bir bilgi
daha iyi, daha güçlü silah yapabilmek demekti. Yazılanlar ve çalınanlar
bir şekilde okunuyordu ama bir çalışmanın okunuyor olması onu doğru
olduğunu göstermezdi ve onu anlaşılır da yapmıyordu. Albert Einstein'ın
çalışmaları da bu dönemde elbette ki okundu. Peki teori anlaşıldı
mı?.........
![]()
Boooom
ve Booom. Yıl 1945. Japonya'nın iki şehri atom bombalarıyla yerle bir
oldu. Herkes şoktaydı. İnsanlar bu kadar büyük bir tahrip gücünün
ortaya çıkışına ilk defa şahit oluyorlardı. Vay canına E=mc2 imiş, vay
canına bunu Albert Einstein söylemiş, kim bu adam, vay canına Special
Relativite Teorisini yazmış, hem okuyalım, öğrenelim. Teorisine çok
büyük bir ilgi doğdu. Akıllarda yer eden
E=mc2, patlayan atom bombalarıyla orta çıkan olağanüstü
güç, teorisindeki büyük anlaşılmazlık ve basının ona olan büyük ilgisi
onu fizikçiler arasında yüceltmiş ve onu dahi insan statüsüne
yükseltmişti. Ama aslını isterseniz, Albert Einstein kendi yanlış
teorisinin içinde kaybolmuş bir insandır.
![]()
Special
Relativite Teorisinin neden yanlış olduğunu size burada bir örnek ile
izah etmek isterim. Bir cetvelin her iki ucuna bir alıcı ve bir verici
yerleştirelim, ardından bir sinyal gönderip sinyalin hızını ölçelim.
Sinyalin hızını c olarak buluruz. Aynı deneyi ses hızının bir kaç katı
hızda giden bir uçakta tekrarlayalım. Sinyalin hızını gene c buluruz.
Buraya kadar hiç bir tereddüt yoktur. Ama bu aşamada sormamız gereken
soru şudur: Havaalanından o uçağı seyreden bir kişiye göre o sinyalin
hızı nedir? O kişiye göre o sinyalin hızının c olması mümkün değildir.
Bildiğinizden değil, ama mecburen, teoriye uyma mecburiyeti ile o
kişiye göre de sinyalin hızı c dir diyorsanız, size tedavi olmanızı
öğütlerim. Aslında cevabınız "bilmiyorum" olmalıdır, çünkü gerçekten
bilmiyorsunuz, çünkü hiç ölçülmemiştir.
![]()
Michelson-Morley
deneyinde her yönden dünyaya gelen ışık sinyallerinin hızının c olduğu
ortaya çıkmıştı. Ama o ışık sinyallerini gönderen yıldızlara göre o
ışık sinyallerinin hızları acaba nedir? Bunun cevabı fizikte yoktur.
Hiç ölçülmemiştir ve bilinmemektedir. Hareket halindeki bir cisme
gönderilen bir ışık sinyalinin hızı da hiç ölçülmemiştir. Eğer bunlara
benzer ölçümler yapılmış olsa idi bugün fiziğin teorisi çok farklı bir
noktada olurdu. Ama savaş baskısı, yetersiz sayıda insanın tartışmaya
dahil olması, kısıtlı teknolojik imkanlar, atom bombasının patlaması,
basının gaza getirmesi ile Einstein'in gelmiş geçmiş en büyük dahi
olarak ilahlaştırılması Special Relativite teorisini fiziğin içine
kalıcı olarak sokmuştur. Dikkat edelim, Special Relativite Teorisini
fiziğin içine sokan Albert Einstein değildir, bizleriz. O sadece kendi
düşüncelerini yazmıştı.
![]()
Special
Relativite Teorisinin fiziğe katılması ile birlikte Bilim dünyası
içinde büyük bir felaket ve cadı avı başladı. Einstein'ın teorisine
karşı çıkıyorsanız istenmeyen insan oluyordunuz. Special Relativite
Teorisine karşı çıkmak, zeki olmamakla özdeşleşti. Onu anlamıyorsanız,
makbul, saygın bir bilim insanı değildiniz. Ama anlamamakta bir noktaya
kadar normal sayılabilirdi, anlayamıyorum diye kendinizi fazla üzmeniz
gerekmiyordu. Bazı şeyleri söylemek ve kopya çekmek yeterli oluyordu.
Işık hızında gidersen asla ihtiyarlamazsın, hızlandıkça kısalırsın,
uzay-zaman eğrilebilir, hareket eden saatler yavaşlar. Bunları
söylersen statü değiştiriyordun ve akıllı bilim adamı sayılıyordun.
Bingoooo..... anlamasan bile anlamış görün.
![]()
Special
Relativite Teorisinin niçin anlaşılamaz olduğuna burada biraz
değineceğim. Bütün referans sistemleri için ışık hızının sabit olduğunu
var saydığınızda, hareketli bir cisim için boyutun ve zamanın cismin
hızı ile orantılı olarak değişime uğradığını kabul etmek zorunda
kalırsınız. Bunun sonucunda, cisimler arasındaki
ortak geometri ve ortak zaman ortadan kalkar.
Elinizde sadece teoriye ait bir matematik vardır ve onunla etrafınızı
anlamaya, bir yerlere varmaya çalışırsınız. Ama teori esastan yanlış
olduğu için, matematiği de size doğru şeyler göstermeyecektir. Sonuçta
kaybolursunuz. Bir örnek vereyim:
"Eşinizle aynı yaştasınız. Kırk yaşındayken uzaya gidiyorsunuz ama
eşiniz dünyada kalıyor. Yirmi yıl boyunca ışık hızında seyahat edip
tekrar dünyaya geri dönüyorsunuz. Döndüğünüzde sizde, eşinizde altmış
yaşında olursunuz. Ne bir eksik ne bir fazla." Aynı örneği bir de
Special Relativite Teorisini esas alarak anlatmayı deneyiniz.
![]()
Düşüncelerdeki engeller ve şartlanmış düşünceler
![]()
Size
matematiksel olarak var olan bir durumdan bahsedeceğim. Bir yıldızı ele
alalım. Bu yıldıza göre dünya kendisinden v hızı ile uzaklaşıyor olsun.
Yıldızın dünyaya gönderdiği bir ışık sinyalinin hızının dünyaya göre c
olacağını biliyoruz (Michelson-Morley deneyi). Olaya bakış çerçevemiz
yıldızın referans sistemi olsun. Dünya yıldızdan v hızı ile uzaklaşıyor
ve gönderdiği ışık sinyali dünyaya göre c hızı ile yaklaşıyor. Bu
durumda yıldıza göre o ışık sinyalinin hızının c+v olması gerekir. Eğer
dünya yıldıza doğru v hızı ile yaklaşsa idi, ışık sinyalinin hızı
yıldıza göre c-v olması gerekirdi. Matematiksel olarak böyle bir
olasılık çok açık bir şekilde varken, geçmişte bu durum tartışılmamış
ve gerekli ölçümler yapılmamıştır. Bu ölçümler yapılmış olsaydı bugün
büyük bir olasılıkla Alice Yasasının içinde olurdunuz. Geçmişte
yapılmamış ve tartışılmamış olanlar bugün yapılmalı ve tartışılmalıdır.
![]()
Az
da olsa, size kendi çalışmam olan Alice Yasasından bahsedeyim. Alice
Yasası teori üreten bir çalışma değildir. Alice Yasası bir yukarıdaki
paragrafta bahsettiğim Yıldız ve Dünya örneğinde ortaya çıkan
matematiksel sonucu kabul eden ve bu kabulün sonuçlarını inceleyen bir
çalışmadır. Elde ettiğim sonuçları bir kitap haline getirip 2017
tarihinde yayınladım. Kitaba aliceinphysics.com sitesinden erişebilir
ve onu serbestçe okuyabilirsiniz. Ama onu anlayabilir misiniz? Bu
soruya olumsuz bakıyorum, çünkü ortada çok büyük bir problem vardır.
Düşüncelerinize iyice yerleşmiş olan Special Relativite Teorisinin
penceresinden bakarak Alice Yasasını anlayamazsınız.
![]()
Eğitim
sistemi kaynaklı yanlışlık sebebiyle, insanların düşünceleri yaralanmış
ve hastalanmıştır. Special Relativite Teorisinin eğitim sistemine
girmesiyle birlikte, fiziğin ana teorisinde oluşan yanlışlık herkesi
hasta etmiştir. Eğer hasta olduğunuzun farkına varırsanız onunla
mücadele edebilirsiniz. Bu yazıyla ben sizi bulunduğunuz yerden çekip
çıkartacak bir dal uzatıyorum. Uzattığım dal sizi 1900 lü yılların
başına, Special Relativite Teorisinin henüz fiziğin içinde olmadığı
zamana geri döndürecektir. Orada bir masanın etrafında toplanmış,
birbirleriyle konuşan insanlar göreceksiniz. Masanın üzerinde duran
kitaplara bakın, o kitaplar çeşitli araştırmacılar tarafından önerilen
yol haritalarıdır. Albert Einstein'in yazdığı Special Relativite
Teorisi kitabı ve benim yazdığım Alice Yasası kitabını masada
göreceksiniz. Belki başkaları da kendi kitaplarını getirip aynı masaya
getirip koyacaktır. Oraya gelen insanlar çok önemli bir amaç için orada
toplanıyorlar. Geçmişte çeşitli nedenlerden ötürü yapılmamış,
yapılamamış olan tartışmaları, yapılmamış ölçümleri bugün o masanın
etrafında toplananlar yapacaktır. Fiziğin geleceğini düşünen, planlayan
insanlardır onlar. Gelecekte fizikte hangi yoldan ilerlemeleri
gerektiğine o insanlar karar verecektir. Belki gene Special Relativite
Teorisi ile yola devam etmeye karar verirler. Ama bu sefer bütün
ölçümler yapılmış olacaktır ve geride tartışılabilecek hiç bir detay
bırakılmadan yola devam edilecektir. Belki de yola Alice Yasası ile
devam edilmesine karar verirler, bu taktirde Special Relativite Teorisi
o masada kalacaktır. Eğer o insanların arasında yer almak isterseniz,
düşüncelerinizi arındırmanız gerekiyor. Aklınızda Special Relativite
teorisi varken masadaki diğer kitapları anlayamazsınız ve onların
yanlış olduklarını zannedersiniz.
![]()
Hakikate ulaşmak
![]()
Bir
an için Special Relativite Teorisinin yanlış bir teori olduğunun
anlaşıldığını farz ediniz. Kopacak kıyametin büyüklüğünü hayal
edebiliyor musunuz? Anlamsızlığın içinde yitip giden nesiller, sayısız
çalışmalar, düşünceler, hayaller, emekler hepsi yok olacaktır.
![]()
Hakikatin
güzel tarafı bir gün mutlaka
ortaya çıkacak olmasıdır. Eğer Special Relativite Teorisi yanlış ise bu
günün birinde mutlaka ortaya çıkar. Burada önemli olan şudur: Fiziğin
omurgası içinde yer alan ve eğitim sistemine girmiş bir teori "doğru mu
- yanlış mı?" şeklinde bir ikilem taşımamalıdır. Böyle bir teorinin
kesinliği rastlantılara, tesadüflere bırakılamaz. Eğer yapılması
gerekenler ertelenirse aksi bir durum ortaya çıktığında, oluşacak
zayiatın ve felaketin boyutları artar. Şu anda dünyada Special
Relativite Teorisiyle yetişmiş durumda olan beş yüz bin ila bir milyon
arasında fizikçi ve astronomer halen aktif olarak çalışmaktadır. Her
yıl eğitim sistemimiz ile onlara katılan binlerce fizikçi ve astronomer
yetiştiriyoruz. Sizlere sesleniyorum. Kendi geleceğinize kendiniz sahip
çıkınız. Geleceğinizi, emeklerinizi korumalı ve yayınlarınızı
tartışmalı hale getirmeyiniz.
![]()
Yapılması gerekeni yapalım
![]()
Eğer
bir teori fiziğin içinde yer alacak ise öncelikli olarak teorinin
dayandığı ana hipotez test edilmelidir. Bir teorinin yan sonuçlarının
deneylerde ortaya çıkması, o teorinin doğru olduğunu göstermez. Çok can
alıcı bir örnek vereyim. Special Relativite Teorisi "zaman uzaması",
"boy kısalması" gibi durumların varlığını öngörür. Alice Yasasının
sonuçları içerisinde de "zaman kayması" ve "uzunluk kayması" vardır.
Ölçümde elde ettiğiniz bir yan sonucun hangi teoriye ait olduğunu nasıl
bileceksiniz? Dolayısıyla bir teorinin olası sonuçlarının test edilmesi
teorinin ana hipotezi test edildikten sonra yapılmalıdır. Bir teorinin
doğruluğu ana hipotez test edilene kadar kesinlik taşımaz.
![]()
Special
Relativite Teorisi ana hipotez olarak şu varsayımı temel almaktadır
diyebilirim: Işık yayınlandığı kaynağın hızından bağımsız olarak bütün
referans sistemlerine göre boş uzayda c hızı ile yayılır.
![]()
Alice
Yasası için ise şu ana hipotez geçerlidir: Işık yayınlandığı kaynağın
hızından bağımsız olarak boş uzayda kendi varış hedefine c hızı ile
gelir.
![]()
Dolayısıyla,
evvelce bahsi geçen Yıldız ve Dünya örneğini kendisine temel alan bir
ölçüm tasarlayabiliriz.
Bir cisimden, ona göre hareket halindeki bir diğer cisme
gönderdiğimiz bir ışık sinyalinin hızını ölçmek
her iki teorinin ana hipotezlerini beraberce sınayacaktır ve
sonucu belirleyecektir. Bu deney aynı zamanda
"Hızların Toplamı Kuralı elektromanyetik dalgalar için geçerli
midir?" ve
"c sabiti denilince ne anlamalıyız?" gibi önemli sorularının
cevaplarını veren bir deney olacaktır.
![]()
Ölçüm sonucu her iki teoriye göre şöyle olmalıdır:
Special Relativite Teorisine göre: sinyal kaynağı cisme göre sinyalin
hızı değişmemeli ve c olmalıdır. Alice Yasasına göre ise: sinyalin hızı
hareketli olan hedef cisme göre c olacağı için, sinyali gönderen cisme
göre c olmayacaktır.
![]()
Bu deneyden çıkan sonuç Fiziğin genel teorisini
düzenleyecektir.
![]()
Söylenmesi gerekenler
![]()
Bir
araştırmacı olarak çok farklı fikirde olabilirsiniz ve o masaya kendi
kitabınızı bırakabilirsiniz. Ancak bunun bir şartı vardır, yapılacak
ölçümde nasıl bir sonuç elde edileceğini yazmak zorundasınız.
![]()
Görülecektir
ki ölçüm sonucu Alice Yasasını destekleyecektir. Bu doğal bir sonuç
olacaktır, çünkü Alice Yasası matematiksel olarak zaten var olan bir
durumu temsil etmektedir. Ölçümde aksi bir sonucun elde edilmesi, fizik
yasalarının matematiğin kurallarına uymayabileceği şeklinde bir sonuç
ortaya çıkartır ki, bu olabilecek bir şey değildir.
![]()
Işığın,
kendisini yayınlayan kaynaktan bağımsız olarak, kendi varış hedefine
göre c hızı ile gelmesi size imkansız gelebilir. Ama ne düşündüğünüzün
bir önemi yoktur. Fizik yasaları insanların fikrini sormazlar. Doğanın
yaratıcılığın insanın hayal gücünün çok ötesinde olduğunun sayısız
örneği vardır. Fizik bilimi fiziğin kurallarını keşfetmek, anlamak için
uğraş veren bir bilim dalıdır. Çok zor olsa da, çok zaman da alsa bir
şekilde yeni şeyler öğreniyor ve fizikte ileriye doğru gidebiliyoruz.
Kendinizi dar kalıplara ve dar düşüncelere hapsetmeyiniz. Işığın
hızının bütün referans sistemlerine göre sabit ve c olduğu düşüncesi
yalnızca bir hayaldir ve sizin için bir hapishanedir. Düşüncelerinizi
arındırınız ve kendinizi geriye, 1900 yılların başına taşıyınız, yola
oradan devam etmek gerekiyor. O yıllarda uzayda ışığın nasıl yol aldığı
ve c sabitinin ne olduğu tartışılıyordu. Alice Yasası size bunu öğrenme
fırsatını vermektedir.
![]()
![]()
Hepinize Saygılar sunarım
![]()
Han Erim