31. ALANLAR

Hemen hemen herkes okullarda
fizik dersi almıştır. Dinlediğiniz
derslerde veya okuduğunuz ders kitaplarında şunlara benzer cümlelere
sıklıkla karşılaşmışsınızdır:
- Elektriksel yükler kendi etraflarında bir elektrik alanı oluştururlar.
- Bir mıknatıs kendi etrafında manyetik bir güç alanı oluşturur.
- Hareketli bir elektrik yükü, etrafında bir manyetik alan oluşturur.
Altta artı ve eksi elektrik yüklerinin oluşturduğu alan kuvvet
çizgileri görülüyor. Soldaki resimde yükler aynı, sağdakinde ise zıttır.



Altta
solda içinden akım geçen bir bobinin oluşturduğu elektromanyetik alan
çizgileri görülüyor, sağda ise bir mıknatısın alan çizgileri görülüyor.



Bu
harikulade fotoğrafta Satürn ve etrafındaki halkalar görülüyor. Halka
kuşağı çekim kuvveti tarafından şekillendirilmiş durumda.



ALAN NEDİR:
Fizikte, bir alan Uzay-Zamanın her noktasında bir sayı veya
bir tensör şeklinde bir değere sahip olan fiziksel bir niceliktir.
(Alıntı Wikipedia)
Tabi ki böyle bir tanım, Alan'ın en primitif tanımıdır. Yapılan
çalışmalar sonucunda elde edilen matematiksel eşitlikler temel alınarak
buna uyum sağlamaya yönelik bir açıklama çabasının ürünüdür. Gerçekte
alan nedir, bir şeyden mi yapılmıştır, iç yapısı var mıdır, uzayın bir
parçası mıdır gibi üretebileceğimiz yüzlerce sorudan hiçbirine cevap
veremez. Kuantum Alan Teorisi (QFT), Birleşik Alan Teorisi (UFT) gibi
teorilerle genişleyen bu konu esasen dibi olmayan bir kuyudur ve
fiziğin en büyük araştırma konusudur, gelecekte de öyle olacağını
düşünüyorum.
Alan tanımına tekrar dönüş yapalım. Yukarıdaki "ALAN" tanımı
Uzay-Zamanı bir bütünlük içinde ele almakta onu "tek bir alan" olarak
tanımlamakta ve onun içindeki her nokta için bir değerin varlığından
söz etmektedir. Ancak böyle bir alan tanımı son derece yetersizdir.
Çünkü uzaydaki bir noktaya etki, evrende maddeyi oluşturan alt
elemanların (ki bunlar atomlar ve daha özel olarak da atomu oluşturan
bileşenlerdir) her birinin o noktaya yaptığı etkinin toplamı ile
oluşmaktadır. Bir atomu oluşturan her bileşenin uzayın o noktasıyla
ilgili atanmış bir değeri vardır. Dolayısıyla uzaydaki her bir nokta
için gerçekte sonsuz sayıda atanmış değer vardır. Final etki bütün bu
etkilerinin toplamı ile oluşmaktadır. Dolayısıyla yapılan alan tanımı,
alt bileşenlerin meydana getirdiği bu final etki değerini
tanımlamaktadır.
Yukarıdaki mıknatıs fotoğrafına tekrar bakalım. Demir tozlarını
manyetik alanın kuvvet çizgileri üzerine çeken gücün mıknatıs içindeki
elektronların ürettiği toplam güç olduğu bilinen bir durumdur. Şimdi
bir soru sorarak kendimizi biraz zorlayalım. Mıknatıstaki
elektronlar çevreye saçılmış olan demir zerreciklerine güçlerini hangi
yolla iletiyorlar?
Öyle ya, madem ki demir tanecikleri etkilenmektedir, elektronların
etkisini demir zerreciklerine ileten bir mekanizmanın olması gerekir.
Burada mıknatısın içindeki serbest elektronların spinlerinden doğan
manyetik kuvvetti kastetmiyorum. Oluşan manyetik kuvvetin demir tozuna
nasıl iletildiğinden bahsediyorum. Bu soruya iki ana başlık altında
cevap arayabiliriz.
1- Elektron gücünü iletmek için uzayı kullanır. Etrafındaki uzayı
etkileyerek değiştirir. Gücün iletimini sağlayan ortam uzaydır.
Mıknatıstaki elektronların toplam gücünden etkilenen uzay parçası
mıknatısın alanını oluşturur. ......................
2- Her elektronun kendisine ait bir alanı vardır. Elektronun sahip
olduğu alan, onun çevresiyle olan etkileşimini sağlayan fiziksel bir
obje gibidir. Elektron gücünü kendi alanı vasıtasıyla iletir.
......................
Her iki şık içinde kalınarak teori geliştirmek mümkündür, belki başka
alternatiflerde yazabiliriz. Ancak ben size ikinci şıkkı anlatmak
istiyorum. Çünkü (c+v)(c-v) matematiği doğru olan yolun ikinci şık
üzerinde olduğu konusunda büyük ip uçları ve işaretler göstermektedir.
Yukarıdaki fotoğraflara bakıp belki biraz düşünmek isteyebilirsiniz. Bu
aşamadan sonra bilinmeyene yolcuk yapacağız. Bunun için kendinizi hazır
hissetmeniz gerekiyor. (c+v)(c-v) matematiğine sebep olan doğadaki
KÂĞIDI tarif etmeye çalışacağım.


31.1.
(C+V)(C-V) MATEMATİĞİNİN OLUŞMA NEDENİ- ALANLAR

Kişisel olarak alan'ın atomu
meydana getiren elektron, proton, quark
gibi alt elemanlara ait özel yapılar olduğunu, onların doğal bir
bileşeni olduğunu düşünüyorum. İşin aslında alan konusunda hiç bir şey
bilmiyorum. Ama bu durum bana özgü bir durum değildir. Onun var
olduğunu düşünen çok sayıda araştırmacı da vardır, ama onun ne olduğunu
hiç kimse tutarlı bir şekilde söyleyememektedir. Bu sebeple Alan
Kavramını burada çok genel bir yaklaşımla ve atom bazında ele alacağım.
Benim için önemli olan size (c+v)(c-v) matematiğinin nasıl oluştuğunu
göstermektir. Bunu da ancak atomlar ve onların alanları yardımıyla
gösterebilirim, burada da bunu yapacağım. (c+v)(c-v) matematiğinin beni
getirdiği yere, size rehberlik yaparak sizi taşıyacağım.
İki temel argüman kullanarak anlatımıma başlıyorum.
-
"Her
atomun kendisine ait bir alanı vardır" dersem yanlış bir şey söylemiş
olur muyum? Bir atom diğer atomlara çekim kuvveti uygulayabildiğine
göre ve kuvvetin alan üzerinden transfer edildiği prensipte kabul
edersek kendi içinde tutarlı bir cümle kurmuş oluruz.
-
"Bir atomun alanının
uzunluğu sonsuza uzanır" dersem yanlış olur mu? Bu da yanlış olmaz,
çünkü Evrensel Çekim Kuvveti denkleminde cisimler şu mesafeden sonra
birbirine çekim kuvveti uygulayamaz şeklinde bir sınır yoktur.
Söylenenleri bir figür
üzerinde birleştirirsek altta görülen şekilde bir model yapı elde
ederiz. Merkezde atom bulunmaktadır. Atomun alanı bir küre gibi atomu
çevrelemiştir.



Yukarıdaki
iki argümanı genelleştirdiğimizde, atomlar ve onların alanlarından
oluşan bir evren yapısını karşımıza çıkar. Atomların alanları uzay
dediğimiz boşluğu doldurmuştur. Bunun matematiksel anlamı da şudur:
Eğer evrenimiz 1081 atomdan oluşmuş ise uzaydaki herhangi
bir nokta 1081
adet alanın etkisi altındadır demektir. Uzaydaki her bir atom, diğer
atomlara ait alanların içinde yer almıştır ve kendisine n = 1081
- 1 adet atomun alanı tarafından kuvvet
uygulanmaktadır. Görüldüğü gibi en azından çekim kuvveti mekanizması
ile uyumlu bir mantıksal model elde ettik.
Modelimizi şimdi biraz
geliştirelim. Küre şeklindeki alanın merkezinde
atom bulunmaktaydı. Atomun alanı atomun varlığından kaynaklandığı için
bir şekilde birbirine bağlı bir yapı söz konusudur. Böyle bir durumda
atom hareket ettiğinde atomun alanı da aynı yönde hareket edecektir.
Atom hangi yönde hareket ederse alanda aynı yönde hareket
edecektir.
Şimdi alana bazı özellikler
ekleyelim. Alanın son derece rijit bir
yapıda olduğunu varsayalım. Yani onu jöle gibi titremeyen, lastik gibi
esnekliği olmayan son derece mükemmel bir yapı olarak hayal edelim. O
kadar ki atomu hareket ettirdiğimizde alanın sonsuz uzaklıktaki dış
kenarları aynı şekilde hareket ediyor olsun.
Şimdi alana bir başka özellik
daha verelim. Alan elektromanyetik
dalgaları kendi içinde iletebiliyor olsun. Bir elektromanyetik dalganın
hızı içinde gittiği alana göre daima "c" yani sabit olsun. Son bir
ekleme yaparak tamamlayalım. Alan bir şekilde kendi içinde giden bir
elektromanyetik dalgayı alan merkezine doğru gidecek şekilde
yönlendirebilsin.
Böylelikle (c+v)(c-v) matematiği
ile tam uyumlu bir model elde etmiş
olduk. Herhangi bir noktadan alana bırakılan bir elektromanyetik dalga
doğruca alan merkezine doğru yönlenecektir. Hangi alana bırakılmış ise,
o alanın sahibi olan atomuna gidecektir. Alan merkezindeki atoma göre
kendisine doğru GELEN elektromanyetik dalganın hızı daima "c"
olacaktır.
Şimdi geçmişte mola vermek zorunda bırakan sorulara göz atalım. Bakın
kaç soru birden otomatikman cevaplanmış durumdadır.

1) Bir elektromanyetik dalga yayınlanma esnasında
varma hedefini nasıl bilebilir?
2) Varma hedefinin hareketli olduğu bilgisi elektromanyetik dalgayı
yayınlayan kaynağa nasıl iletiliyor? 
3) Varma hedefi kaynağa göre hareket halinde ise elektromanyetik dalga
kendi hızını varma hedefine göre "c" olacak şekilde nasıl
ayarlayabiliyor?
4) Fabrika ayarları olarak frekansı f0 ve dalgaboyu λ0 olarak imal
edilmiş bir sinyal kaynağı nasıl oluyor da farklı dalgaboylarında dalga
yayınlayabiliyor?
5) Yukarıdaki sorular eğer cevaplanabiliyor ise, kaynak ve hedef
arasında inanılmaz mesafeler olması durumunda da bunu nasıl
başarabiliyor, ki burada binlerce belki de milyonarca ışık yılı
mesafeden bahsediyoruz?
Görüldüğü
gibi bütün sorular cevaplanmış durumdadır, ancak beşinci soru için hala
bir soru işareti koyabiliriz. Bir alanın uzunluğunun sonsuza uzanması
nasıl mümkün olabilmektedir? Açıklıkla söylemek isterim ki bu sorunun
cevabı (c+v)(c-v) matematiğinin içinde değildir. Bu konuyla ilgili
düşüncemi Dördüncü Bölümde aktaracağım.
"(c+v)(c-v) matematiği doğada
var mıdır, yok mudur?" tartışması artık
saçma bir tartışmadır. O vardır. Var olduğuna göre bir nedeninin de
olması gerekir. Doğada öyle bir altyapı tarif edilmelidir ki (c+v)(c-v)
matematiği oluşabilsin. Burada anlattıklarım bu çabanın bir ürünüdür.
Sonuçta ben burada (c+v)(c-v) matematiğini sağlayabilecek bir model
tarif ettim.
Bu modelde iki ana fikir vardır.
Birincisi adına alan dediğimiz yapının
doğada var olduğunu ve bunların birer fiziksel obje olduklarını
prensipte kabul etmektir. Bilimsel kitaplara ve makalelere, ders
notlarına baktığımızda şuna benzer bir cümleler ile mutlaka
karşılaşırsınız. "İçinden akım geçen bir bobin etrafında
elektromanyetik bir alan oluşturur." veya "elektrik yüklü bir
cisim
etrafında elektrik alanı oluşturur". Bu tür cümleler son derece
yanlıştır. Açıklıkla söylüyorum ki OLUŞTURAMAZ. Var olan bir
şeyi oluşturamazsınız. Alan zaten vardır. Bobinden elektrik akımı
geçirdiğinizde bobinin içindeki atomların (elektronların) var olan
alanlarını aktif hale geçirmiş olursunuz. Bir cisme statik elektrik
vererek onu yüklerseniz, cismin var olan alanlarını uyarmış olursunuz.
Alan hep vardır, maddenin var oluşunun doğal bir özelliğidir, onun bir
parçasıdır. Alan daima madde ile birlikte ele alınması gereken gerçek
fiziksel bir objedir. Evet, onu bir cisim gibi göremiyoruz ama
etkilerini açıkça görüyoruz, hatta ondan yararlanarak bütün
uygarlığımızı inşa ettik. Alan oluşturulamaz ve yaratılamaz. Çünkü o
her zaman vardır.
İkinci fikrimi şimdi burada
dile getireceğim. "Bir alan kendi merkezine doğru daimi bir akış
içindedir ve bu akışın hızı "c" dir"
şeklinde bir varsayımda bulunuyorum. Böyle bir varsayımda artık
elektromanyetik dalganın kendisine ait bir hızının olmasına gerek
yoktur, o artık bir enerji paketi haline dönüşmüştür. Bu paketi bir
alanın üzerine koyarsanız paket zorunlu bir şekilde alan akışı
sebebiyle alan merkezine yani orada bulunan atoma doğru gidecektir.
Paketi hangi atomun alanına koyarsanız, paket o atoma gider. Alan
merkezindeki atoma göre kendisine doğru GELEN paketin hızı daima "c"
olur. Bu şekildeki bir kurgu (c+v)(c-v) matematiğini hiç zorlanmadan
sağlar.
Alanın kendi içine akışı
sebebiyle olsun veya elektromanyetik dalganın
kendi hızı ile olsun, bir elektromanyetik dalganın içinde bulunduğu
alana göre hızının "c" olduğu (c+v)(c-v) matematiğinin bize işaret
ettiği bir sonuçtur. Ben bu noktada önermemi yapıp kenara çekilmek
durumundayım. Alan nedir, neden yapılmıştır, maddeyle olan birlikteliği
nasıl sağlanmaktadır? gibi cevap verilmesi ağır soruların cevaplarını
bu konu üzerinde çalışan/çalışacak bilim insanlarına bırakıyorum.

Alice Yasası için önerdiğim alan
prensipleri:

Elektromanyetik dalgalar alanlar içinde hareket ederler.
Bir elektromanyetik dalganın içinde bulunduğu alana göre hızı sabit ve
"c" dir.
Elektromanyetik dalganın hareket yönü daima alan merkezine
doğrudur.
|
31.2. ALANLAR
İLE DÜŞÜNMEK
Alan
konusunda anlattıklarımın mutlaka doğru olduğunu tabi ki iddia edemem.
Ama şurası gerçektir ki, evvelce anlattığım ve burada şimdi anlatacağım
ALAN MANTIĞI içinde düşünürseniz (c+v)(c-v) matematiğini çok daha kolay
yorumlayabilirsiniz. Bir olayı analiz ederken nasıl bir sonuç elde
edileceği konusunda oldukça tutarlı öngörülere ulaşabilirsiniz.
Alanlar İle Düşünmek.....
Bir cismi oluşturan atomların alanlarını düşüncelerimizde
birleştirebilir ve onu tek bir alan gibi ele alabiliriz. Uçağın alanı,
gözlemcinin alanı, dünyanın alanı vs. gibi. (c+v)(c-v) matematiğinde
sonuca ulaşmak için cisimlerle ve onların alanlarıyla düşünmek çoğu
durum için yeterlidir.
"Bir referans sistemi nedir?" sorusunun cevabı (c+v)(c-v) matematiği
için şöyledir: Cisim ve ona ait alan beraberce cismin referans
sistemini oluşturur.
Herhangi bir cismi
düşüncelerimizde daha küçük parçalara da
ayırabiliriz. Ayırdığımız her parça gene bir cisim olacaktır, kendisine
ait bir alana sahip olacaktır ve kendi başına bir referans sistemi
teşkil edecektir. Figürde koşucuların beden parçalarına ait bir kaç
alan tasvir edilmiştir. Alanlarla düşündüğümüz zaman sporculara giden
ışığın nasıl bir davranış içinde olacağın kolaylıkla fark edebiliriz.




Yukarıdaki
figürde, gözlemci gördüğü uçağın koordinatlarını kendi referans
sistemine göre (x1,y1,z1) olarak tanımladığı zaman, farkında olmadan
kendi alanı üzerindeki bir noktayı tanımlamıştır. Yazdığı koordinat
değeri gözlemcinin kendi alanı üzerindeki bir koordinat değeridir.



Alanlarla
düşünmek bir cismin imajının nerede görüleceği konusunda kesin ve açık
bilgi verir. Soldaki figürde uçak (Kaynak Obje) A noktasındayken kendi
görüntüsünü oluşturan sinyalleri gönderiyor. Gözlemcinin alanına
bırakılan bu sinyaller, gözlemciye doğru gelirken, gözlemcinin
alanındaki AO doğrusunu takip edecektir. Sağdaki figürde ise
sinyallerin gözlemciye vardığı durum gösteriliyor. Gözlemci uçağın İmaj
Objesini A noktasında görecektir, çünkü sinyaller kendisine ait alanın
A noktasından gelmiştir. Gözlemci hareket halinde bile olsa, A
noktasının konumu gözlemciye göre hiç bir zaman değişmeyecektir, çünkü
gözlemci hareket ettiğinde kendi alanını beraberinde taşımaktadır.
Hangi yönde ve hangi hızda ederse alanı da aynı hızda aynı yönde yer
değiştirecektir. Dolaysıyla, gözlemci alanı taşıdığında A noktasını da
beraberinde taşımış olur.


Alanlarla
düşünmek, görünmeyende gerçekleşen olayları bizim için görünür hale
getirir. Bayt Kayması örneğimize bir dönüş yapalım. Figürde sinyal
alıcılarına ait alanlar görülüyor. Uçaklara ait alanlar, uçakların
hareket yönü doğrultusunda taşınmaktadır. Her sinyal gurubunun hızı
içinde gittiği alana göre hızı "c" olduğu için, alıcılar her zaman için
kendilerine GELEN sinyali c hızıyla alacaklardır. Ancak, uçaklara ait
alanların uçakların hareket yönü doğrultusunda taşınması sebebiyle,
sinyal vericisinin referans sistemine göre uzaklaşan uçağa GİDEN
sinyalin hızı (c+v), yaklaşan uçağa GİDEN sinyalin hızı (c-v) olur.
Sinyal gruplarının gökyüzünde giderken gittikçe birbirinden ayrışacağı
alanlarla düşünüldüğünde çok açık olarak görülür.


Alanın
hareket yönünde taşınması Doppler Kaymasının oluşmasına, yani
elektromanyetik dalganın yayınlanması esnasında dalgaboyunun
değişmesine sebebiyet verir. Sinyalin alana bırakılması esnasında
alanın taşınması, sinyal dalgaboyunun sıkışmasına veya genleşmesine
neden olmaktadır. Elinize bir avuç kum aldığınızı düşünün. Elinizi
biraz gevşeterek kumu yürüyen bir bandın üzerine dökün. Avucunuzdaki
kum bittiğinde bandın üzerinde oluşan kum çizgisinin uzunluğunu ölçün.
Sonra, aynı hareketi tekrarlayın ama bu sefer yürüyen bant makinesi bir
kişi tarafından ileri veya geri itiliyor olsun. Bu durumda elinize göre
yürüyen bandın hızı değişecektir. Bandın hızı elinize göre artmış ise
bandın üzerine döktüğünüz kum daha uzun bir çizgi oluşturacaktır.
Elinize göre bandın hızı azalmışsa kum çizgisinin uzunluğu daha kısa
olacaktır. Dalgaboyu değişimi de tamamen benzer bir mekanizma ile
oluşmaktadır. Alanlar ile düşündüğünüzde sinyal dalgaboyunun sinyalin
yayınlanma esnasında değişeceğini
hemen fark edersiniz.
