Önsöz
Alice
Yasası üzerinde 2001 yılından beri, yirmi beş yıldır çalışıyorum. Bu
süre zarfında Alice Yasası’nın çeşitli versiyonlarını bazen bir fizik
programı, bazen de bir kitap olarak yayımladım. Bu çalışma, kitap
biçiminde hazırladığım Alice Yasası’nın 10. versiyonudur. Kitabın
şimdiye kadar yayımladığım bütün çalışmaları kapsayan, konuları daha
akıcı ve düzenli bir biçimde anlatan, son ve en kapsamlı Alice Yasası
çalışması olmasını hedefliyorum.
Alice
Yasası üzerine yürüttüğüm çalışma, uzun ve zahmetli yollardan geçerek
bugüne ulaştı. Bu süreçte benim Alice Yasası’nı anlayışım derinleşti ve
yanlışlarından arındı; onu anlatma biçimim de sürekli yenilendi.
Değişen Alice değildi; değişen, benim onu anlayışım ve ifade etme
biçimimdi. Bugün geldiğim noktada Alice Yasası hem Elektromanyetik
Teoriyi hem de Relativite Teorisini kapsayan büyük bir şemsiye
durumundadır.
Burada
bir şeyi açıkça belirtmem gerekiyor: Alice Yasası benim aklıma gelmiş
ve 2001 yılında doğmuş bir fikir değildir. Ben Alice ile tesadüfen
karşılaştım. Başlangıçta Alice’i araştıran ve geliştiren kişinin ben
olduğumu düşünüyordum; fakat zaman içerisinde aslında Alice’in beni
eğittiğini fark ettim. Bana neye bakmam gerektiğini gösteriyor,
yaptığım hataları yüzüme vuruyor, yanlış yollara girdiğimde beni geri
çeviriyor ve onu anlayabilecek duruma gelmem için beni sabırla
hazırlıyordu. Alice, evrenin doğduğu günden beri var olan ve evrenle
yaşıt bir gerçekliktir. Bu nedenle ben Alice Yasası’nın yaratıcısı
değil; onun öğrencisi, tanığı ve anlatıcısıyım.
Alice
Yasası ne yapar? Şimdi bunu anlatayım. Alice Yasası, fizik teorisindeki
iki büyük hatayı düzelterek fizik teorisinde çok büyük değişikliklere
yol açar. Bu düzeltmeler, fizik teorisinin ana omurgasını oluşturan
kavramlar üzerinde gerçekleştiği için doğası gereği son derece yıkıcı
sonuçları beraberinde getirir. Karşı karşıya bulunduğumuz durumu bütün
fizik camiasını içine alan dev bir tsunamiye benzetmek pek de yanlış
olmayacaktır.
Tabii
ki böylesine zorunlu bir değişim herkes için çok sancılı, acı verici ve
ıstıraplı olacaktır. Düşünün ki meslek hayatınız boyunca onlarca kitap
yazmış, sayısız ders notu hazırlamışsınız ve bunlar bir anda geçersiz
duruma düşüyor. Fiziğe bakış açınızı tamamen değiştirmek zorunda
kalıyorsunuz. Bildiğinizi zannettiğiniz veya herkes tarafından bilinen
konular olduğunu düşündüğünüz bazı konuların aslında hiç bilinmediğini
fark ediyorsunuz.
Hiç
şaka yapmıyorum. Alice, geçmişten gelen bu hataların nasıl doğduğunu,
nasıl büyüdüğünü, insanların düşüncelerine nasıl yerleştiğini, akademik
yapı içerisinde kendisini nasıl koruduğunu ve kuşaktan kuşağa nasıl
aktarıldığını çok iyi biliyor. Bunların hepsini bana öğretti. Beni
yalnızca onu anlatmaya değil, karşısındaki düşünce düzeniyle mücadele
etmeye de hazırladı.
Genç
bir fizik öğrencisini düşünün. Alice Yasası’nı okuyor ve anlatılanlar
aklına yatıyor. Fakat burada öğrendiklerini derslerinde, sınavlarında
veya akademik çalışmalarında kullanamıyor. Doğal olarak hocasına gidip
soruyor. Ancak hocası da mesleğini Alice’in karşı çıktığı teorik
bilgiler üzerine kurmuştur. Alice Yasası’nı incelemek yerine öğrenciyi
azarlayabilir veya ona Alice Yasası’nın saçmalıktan ibaret olduğunu
söyleyebilir.
Şöyle
bir senaryo da mümkündür: Hoca merak eder ve Alice Yasası’nı okur.
Fakat okuması, Alice Yasası’nı anlayabileceği anlamına gelmez. Çünkü
buradaki ölçüt akademik kariyerde daha üstte bulunmak veya daha büyük
bir unvana sahip olmak değildir. Ölçüt; özgürce düşünebilmek, geçmişten
gelen kabulleri sorgulayabilmek ve düşüncelere yerleşmiş engelleri
aşabilmektir. Hocanın Alice’i anlayabilmesi için öncelikle geçmişten
gelen ve düşüncelerine yerleşen bu engelleri aşması gerekir.
Diyelim
ki hoca bunu başardı ve Alice’in söylediklerini anladı. Bu defa kendisi
tehlike altındadır. Anladıklarını kime anlatacak, kiminle
paylaşacaktır? Alice’i açıkça savunduğu anda fizik camiası tarafından
istenmeyen kişi durumuna düşme ve kendi akademik kariyerini tehlikeye
atma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece yalnızca öğrenci değil,
gerçeği gören hoca da aynı düşünce düzeninin baskısı altında kalır.
Genç
öğrenci bu durumda eziliyor. Hocasıyla eşit durumda değildir;
notlarını, tezini ve akademik geleceğini etkileyebilecek bir otoritenin
karşısındadır. Önünde artık bilimsel değil, yaşamsal bir seçim vardır:
Ya aklının kabul ettiği soruların peşinden giderek kariyerini tehlikeye
atacak ya da Alice’in yanlış olduğuna kendisini inandırarak sisteme
uyacaktır. Öğrenci geri çekildiğinde teorik hastalık bir kuşak daha
kazanmış olur.
Uzun
bir zaman bu kitabı hangi tonda yazmam gerektiğini düşündüm. Konu zaten
yeterince ağırdır. Bu nedenle okuyucuyu daha da yoran, sıkıcı ve
anlaşılması zor bir bilimsel dil kullanmak istemiyorum. Okuyucunun
severek okuyacağı; onu kavrayan, zaman zaman güldüren, şaşırtan ve
neşelendiren bir kitap yazmak istiyorum.
Fakat
bunu yaparken alttan almayacağım. Çok bekledim, çok sabrettim ve çok
çalıştım. Artık Alice Yasası’nın fizik camiası içerisinde yeşerdiğini,
tartışıldığını ve geliştiğini görmek istiyorum. Alice Yasası’nı kimseyi
rahatsız etmemek uğruna etkisiz, çekingen ve özür dileyen bir dille
anlatmayacağım. Konu ne kadar sert ve sonuçları ne kadar büyükse,
onları olduğu gibi ortaya koyacağım.
Şimdi
benim eğitim dönemim sona erdi. Alice, insanların kendilerine karşı
değil; onların düşüncelerine yerleşmiş yanlış bilgilere, bu yanlışları
koruyan teorik yapıya ve hataların yeni kuşaklara aktarılmasına karşı
savaş açmış durumdadır. Bu savaşın araçları önermeler, matematik,
geometri, animasyonlar, deneyler ve doğrudan doğruya fiziğin
gerçekleridir. Alice geri çekilmeyecek, taviz vermeyecek ve
karşısındaki teorik yapının sakladığı hataları birer birer açığa
çıkararak ortadan kaldıracaktır.
Bundan
sonra benim görevim, Alice neyi gösteriyorsa onu yazmak, nereyi işaret
ediyorsa oraya gitmek ve karşıma hangi unvan veya otorite çıkarsa
çıksın onun söylediklerini savunmaktır. Çünkü Alice benim patronumdur.
Ben onun yaratıcısı değil, onun tarafından eğitilmiş ve
görevlendirilmiş kişiyim; onun fedaisiyim.
Alice Yasası Versiyon 10, evrenle yaşıt bir yasanın artık kendi adına konuşmaya başlamasının ve fizik teorisindeki yanlışlara karşı açtığı savaşın yazılı ilanıdır.
Han Erim