Bölüm 4

Alice Teorisine Giriş

2. Kısım

Bölüm 3’te Galile Relativite Prensibi’ni oldukça detaylı olarak ele aldım. Bu prensibin Alice Yasası için önemini belirttim ve bu prensibin Elektromanyetik Teori’yi de kapsaması gerektiğini vurguladım. Alice Yasası’nın Galile Relativite Prensibi’ni ele alış biçimiyle Einstein’ın Relativite Prensibi arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları aktardım.

Burada Alice Teorisi’nin ikinci kısmını anlatacağım. Bu anlatımda, Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriyi kapsayacak şekilde genişletilmiş hâlini kullanacağım. Bu prensibin ne kadar önemli olduğunu ve elektromanyetik teoriye genişletilmesinin mantıksal çıkarımlar bakımından neden hayati önem taşıdığını size göstereceğim. Konu ilerledikçe gördükleriniz karşısında şaşıracağınızı; ancak sonunda mantığınızın galip geleceğini ve Galile Relativite Prensibi’ni iyi bir şekilde özümseyeceğinizi düşünüyorum.

Şimdi aşağıdaki Figür 4.1’i Galile Relativite Prensibi’ni temel alarak inceleyeceğiz.

Birbirine sinyal gönderen uçak ve kule
Figür 4.1 – Uçak ve kule birbirine sinyal gönderiyor.

Figürde geçen olay hakkında öncelikle bir durum tespiti yapalım:

Şimdi de Galile Relativite Prensibi açısından figürde geçen olayı inceleyelim:

Bunun dışında Alice Yasası ile ilgili yaptığım animasyon çalışmalarından elde ettiğim bir bilgiyi de paylaşmak isterim.

Pratikte elektromanyetik dalgaların görünmez olmaları nedeniyle bu durumun varlığını gözlemleme imkânı yoktur. Ancak şöyle örnekleyebilirim. Kule ve uçağın gönderdiği sinyallerin haberleşme sinyalleri olduğunu varsayalım. Aynı mesajı karşılıklı olarak birbirlerine aynı anda göndermeye başlamış olsunlar. Herhangi bir anda kule, uçaktan gönderilen mesajın hangi bölümünü alıyorsa uçak da kuleden gönderilen mesajın aynı bölümünü alacaktır.

Yukarıda örnek verilen olayda, Galile Relativite Prensibi’ni Elektromanyetik Teori’ye uygulamış oldum. Böylelikle Alice Yasası için Galile Relativite Prensibi’nin nasıl bir anlam ifade ettiğini açık olarak ortaya koyduğumu sanıyorum. Alice Yasası bütün teorik çıkarımlarında Galile Relativite Prensibi’ni sıklıkla kullanır ve gücünü ondan alır. Alice Yasası için Galile Relativite Prensibi hayati öneme sahiptir.

Artık konumuza devam edebiliriz.

Mevcut olay kurgusunda bir değişiklik yapıyorum. Şöyle ki: yanlarda bulunan kuleler ortadaki uçağa sinyal göndersinler. Bu durumda nasıl bir sonuç elde edeceğimizi görelim.

Burada da benzer şekilde iki figürü alt alta gösteriyorum. Üst figürde uçak A ve B konumlarında bulunan kulelere sinyal gönderiyor. Alt figürde ise A ve B konumlarındaki kuleler ortada bulunan uçağa sinyal gönderiyor. AO ve OB mesafeleri birbirine eşittir ve uçakların hızları eşittir. Uçaklar O konumundayken olay başlıyor.

O konumundan geçen uçakların A ve B kuleleriyle sinyal gönderimine başlaması
Figür 4.2 – Olay başlangıcı. Uçaklar “v” hızıyla O konumu üzerinden geçmektedir. Bu anda sinyal gönderme işlemi başlar.
Uçaklardan kulelere ve kulelerden uçaklara ilerleyen sinyaller
Figür 4.3 – Uçaklar kendi rotalarında ilerliyor. Üst figürde uçaktan yayınlanan sinyaller yanlardaki kulelere doğru gidiyor. Alttaki figürde, yan kulelerden yayınlanan sinyaller uçağa doğru geliyor.

Galile Relativite Prensibi’ne göre, uçağın A kulesine gönderdiği sinyaller ile A kulesinin uçağa gönderdiği sinyaller özdeş olmalıdır. Benzer şekilde uçağın B kulesine gönderdiği sinyaller ile B kulesinin uçağa gönderdiği sinyaller birbiriyle özdeş olmalıdır. Yukarıdaki Figür 4.3’te sinyaller bu özdeşliğe uygun şekilde hedeflerine doğru yol almaktadır.

Uçaklardan ve kulelerden gönderilen sinyallerin hedeflerine aynı anda varması
Figür 4.4 – Sinyaller hedeflerine aynı anda varıyor.

Dananın kuyruğunun koptuğu an: Figür 4.4.

Üstteki figürde sinyallerin kulelere aynı anda varacağını zaten biliyoruz. Çünkü sinyaller, eşit olan AO ve OB mesafelerini “c” hızıyla katetmektedir:

t = AO/c = OB/c

Ancak Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimi, alttaki figürde AC > CB olmasına rağmen kulelerden gönderilen sinyallerin uçağa aynı anda varmasını gerektirmektedir. Bu şart ancak kulelerden gönderilen sinyallerin hızları birbirinden farklı olduğu takdirde sağlanabilir:

t = AC/(c+v) = CB/(c−v)

Burada, t = t2 − t1 sinyallerin yayınlanma anından hedeflerine varma anına kadar geçen süredir.

Şimdi Figür 4.4’ten elde edebileceğimiz matematiksel sonuçları Figür 4.5 üzerinde inceleyelim.

Sinyallerin varma anındaki dalga boyları, mesafeler, hızlar ve zaman verileri
Figür 4.5 – Sinyallerin varma anındaki karşılaştırması ve matematiksel verilerin elde edilmesi. Üst figürde, uçağın gönderdiği sinyaller yanlardaki A ve B kulelerine varmış durumda. Alttaki figürde A ve B kulelerinin gönderdiği sinyaller uçağa varmış durumda. Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimine göre, üstteki ve alttaki olaylardan elde edilen karşılıklı matematiksel büyüklüklerin birbirine eşit olması gerekir. Figürde bu eşitliklerin sağlandığı görülmektedir.

Şimdi Figür 4.5’te ortaya çıkan sonuçları inceleyelim.

Alice Teorisine Giriş’in birinci kısmında, uçağın referans çerçevesine göre kulelere gönderdiği sinyallerin hızlarının “c+v” ve “c−v” olduğunu tespit etmiştik (Figür 2.5). Burada biraz daha detaylı yazıyorum. Öncelikle üst figür için olayı ele alalım.

Şimdi her şeyin tepetaklak olduğu ve Alice’in fizikte her şeyi küle çevirdiği büyük ana geldik.

Figürlerin alt kısmında gösterilen olayı, yani kulelerin uçağa sinyal gönderdiği durumu, Galile Relativite Prensibi’ni kullanarak detaylandıralım. Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimine göre, kaynak ile hedefin karşılıklı olarak yer değiştirmesi olayın fiziksel sonuçlarını değiştirmemelidir.

Burada bir detaya daha yer vermek isterim. Yer referans çerçevesine göre üstteki figürde kulelere giden sinyallerin hızı her iki yönde “c” iken alttaki figürde uçağa giden sinyallerin hızları “c+v” ve “c−v”dir. Çünkü sinyaller varma hedefinin referans çerçevesini temel alarak varma hedeflerine göre “c” hızıyla gitmektedir. Alttaki figürde uçağın kendi referans çerçevesine göre kulelerden kendisine doğru gelen sinyallerin hızı her iki yönde de “c”dir.

Doğa Hangi Geometriyi Kullanıyor?

Gördüğünüz gibi Alice Yasası’nın mantıksal çıkarımları, büyük ölçüde Galile Relativite Prensibi’nin Elektromanyetik Teori’yi de kapsayacak şekilde genişletilmiş biçimine dayanmaktadır. Bu prensip kapsamında uzay ve zaman arasındaki ilişkiler Galile dönüşümleriyle ifade edilir. Galile dönüşümlerinde zaman bütün referans sistemleri için ortaktır; cisimlerin konumları, aralarındaki mesafeler ve diğer geometrik ilişkiler klasik geometri kurallarına göre belirlenir. Daha teknik ve kesin ifadeyle Galile Relativite Prensibi için Öklid geometrisinin kuralları geçerlidir.

Galile dönüşümlerinin yapısı

x′ = x − v · t(Konum)

t′ = t(Zaman)

Bu nedenle aynı olayın farklı referans çerçevelerinden görünüşü incelenirken ortak bir zaman değeri kullanılabilir. Cisimlerin konumları, aldıkları yollar ve aralarındaki mesafeler normal geometri kurallarına uygun olarak çizilebilir ve bu figürlerden elde edilen matematiksel veriler doğrudan kullanılabilir.

Bölüm 2’de ve Bölüm 4’te kullanılan figürlerde konumlar, mesafeler, hareket yönleri ve geçen süreler Galile dönüşümlerinin ve normal geometrinin kurallarına uygun olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla figürlerden elde edilen bilgiler bu teorik yapının matematiksel sonuçlarını verir. Alice Teorisi, bu yapının doğadaki gerçek fiziksel ilişkileri birebir yansıttığını ileri sürmektedir.

Einstein’ın Özel Relativite Teorisi’nde ise uzay ve zaman ilişkileri Galile dönüşümleriyle değil, Lorentz dönüşümleriyle ifade edilir:

Lorentz dönüşümlerinin yapısı

x′ = γ · (x − v · t)(Konum)

t′ = γ · (t − v · x/c²)(Zaman)

γ = 1/√(1 − v²/c²)(Lorentz faktörü)

Lorentz dönüşümlerinde zaman bütün referans sistemleri için ortak değildir. Eşzamanlılık, uzunluk ve geçen süre gözlemcinin referans çerçevesine bağlıdır. Lorentz dönüşümlerini temel alan Minkowski uzay-zaman diyagramları kullanılarak relativistik ilişkiler geometrik olarak gösterilebilir. Ancak bu diyagramlarda zaman da geometrik yapının bir parçasıdır ve farklı referans çerçevelerinin uzay ve zaman eksenleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla bu gösterimler, burada kullandığım ortak zamanlı ve normal geometriye dayanan figürlerden temel olarak ayrılır.

İki teori arasındaki başlıca ayrım, Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye uygulanıp uygulanmaması değildir. Çünkü Einstein’ın Relativite Prensibi de elektromanyetik yasaları kapsamaktadır. Asıl ayrım, ışık hızının nasıl yorumlanacağı konusunda ortaya çıkmaktadır. Işığın hızının bütün referans sistemlerine göre c olduğu düşüncesi Özel Relativite Teorisi’ne, ışığın hızının varma hedefine göre “c” olduğu düşüncesi Alice Teorisi’ne götürmektedir. Bu iki farklı düşünce, farklı matematiksel sonuçlar doğurur ve sonuçta her iki teori için farklı uzay-zaman yapılarının tanımlanmasını gerektirir. Özel Relativite Teorisi doğayı Lorentz dönüşümlerine göre kurulmuş bir uzay-zaman yapısıyla açıklarken Alice Teorisi, genişletilmiş Galile Relativite Prensibi’ni, Galile dönüşümlerini ve ortak zamanı temel almaktadır.

Burada bir parantez açarak Relativite Teorisi’nin neden egemen teori hâline geldiği konusuna değinmek istiyorum. Özel Relativite Teorisi 1905 yılında yayımlanmış olsa da teorinin deneysel olarak sınanması ve sonuçlarının nasıl yorumlanacağı konusundaki tartışmalar daha sonraki yıllarda da devam etmiştir. Ben 1959 doğumluyum ve çocukluk yıllarımdan, yüksek hızlı müonların beklenenden daha uzun sürede bozunmasının Relativite Teorisi’nin doğrulanması olarak anlatıldığını hatırlıyorum. Nitekim 1963 yılındaki Frisch–Smith deneyi ve daha sonra gerçekleştirilen müon deneyleri, relativistik zaman genişlemesinin önemli deneysel kanıtları arasında kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle teori 1905’te ortaya çıkmış; kabulü, deneysel olarak sınanması, öğretilmesi ve fizik düşüncesinde egemen hâle gelmesi ise onlarca yıla yayılan ayrı bir süreç olmuştur. İlave olarak ışık hızının aşılamaz teorik bir üst sınır olarak düşünülmesi bu süreci Relativite Teorisi lehine geliştirmiştir. Relativite Teorisi’ni fiziğin egemen teorilerinden biri hâline getiren, teoriyi yazan Albert Einstein’ın kendisi değil; teoriyi benimseyen ve fiziğin temeline yerleştiren fizikçilerdir. O yıllarda yaşanan büyük siyasal gerilimler ve iki dünya savaşı, daha sonraki atom bombası çalışmaları ve yüksek enerji fiziğini hızla geliştirme çabası, bilim dünyasının önceliklerinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Sanıyorum, bu sebeplerle o yılların koşullarında yeterince farklı fikir üretilememiş ve yeterince tartışma yapılamamıştır.

Şimdi size soruyorum: Bölüm 2’de ve Bölüm 4’te ortaya koyduğum düşünceler üretilmesi son derece güç fikirler midir? Bu olasılıklar neden daha önce ciddi biçimde ele alınmamış ve deneysel olarak sınanmamıştır? Daha o yıllarda bu seçeneklerin de araştırılması gerekmez miydi? Yoksa siz de mi, doğanın “c+v” ve “c−v” matematiğini kullanmadığını ve “c” hızının aşılamaz bir sınır olduğunu mu düşünüyorsunuz? Cevabınız “evet” ise, doğayı aklınızın sınırları içine sığdırmaya çalışıyorsunuz demektir. Bunu yapmayınız. Doğanın yalnızca bizim alıştığımız düşünce kalıpları içinde hareket etmek zorunda olduğunu varsayamayız. Unutmamalıyız ki doğanın yaratıcılığı, insanın düşünme sınırlarının çok ama çok üzerindedir. Bize şaşırtıcı veya alışılmadık gelen bir sonuç, doğa açısından son derece sade ve olağan olabilir. Bir düşüncenin yerleşik teoriye aykırı görünmesi, onun yanlış olduğunu göstermez. Onun doğru veya yanlış olduğunu gösterecek olan şey, açık mantıksal çıkarımlar ve tekrarlanabilir deneylerdir.

Maalesef diyerek başlamak zorundayım. Relativite Teorisi’nin uzay ve zaman hakkındaki kabulleri fizik düşüncesine öylesine güçlü biçimde yerleşmiştir ki bugün birçok fiziksel olay, normal geometri ve ortak zaman temelinde bile düşünülmeden Lorentz dönüşümlerinin zorunlu kıldığı kavramlar kullanılarak yorumlanmaktadır. Böylece fiziksel gerçeğin doğrudan ve sade bir açıklaması mümkün olsa bile zihinler, uzunluk büzülmesi, zaman genişlemesi ve eşzamanlılığın göreceliliği gibi soyut yapılar içinde düşünmek zorunda kalmaktadır. Bir an için Alice Yasası’nın doğru olduğunu varsaysak, bu durumda Relativite Teorisi içine hapsolmuş, düşünceleri hastalanmış bir kişi durumuna düşmüş olmayacak mısınız?

Burada kişileri değil, alternatif bir düşünceyi daha incelemeden reddeden yaklaşımı eleştiriyorum. Yerleşik bir teorinin düşüncenin sınırlarını belirlemesini ve başka seçeneklerin değerlendirilmesini engellemesini, fizik dünyasına yayılmış düşünsel bir hastalığa benzetiyorum. Bu bakımdan ortada âdeta bir pandemi vardır ve fizikçilerin çok büyük bir bölümü, az ya da çok, bu yerleşik düşünce biçiminden etkilenmiştir.

Alice size buradan bir yardım eli uzatıyor. Alice, kendisini okumanızı, mantıksal çıkarımlarını incelemenizi ve öngördüğü deneyleri yapmanızı istiyor. Uzattığı bu eli geri çekmesine sebep olmayınız.

Parantezi burada kapatıyorum.

Şurası muhakkaktır ki Galile Relativite Prensibi’nin Elektromanyetik Teori’yi kapsadığını deneysel olarak test etmek mümkündür. Dolayısıyla Alice Teorisi ile Özel Relativite Teorisi belirli deney düzeneklerinde birbirinden farklı sonuçlar öngörüyorsa hangi yaklaşımın doğayı doğru açıkladığı deney yoluyla belirlenebilir.

Aynı ışık kaynağından çevredeki hareketli cisimlere farklı hız ve dalga boylarıyla ilerleyen ışık
Figür 4.6 – 2017 yılında yayımladığım “Alice Yasası ve Elektromanyetik Teoride (c+v) (c−v) Matematiğine Geçiş (Alice Yasası Versiyon 8)” adlı kitabımdan alınmış bir görsel. Görselde, aynı ışık kaynağından çıkan ışığın çevredeki hareket hâlinde olan cisimlere farklı hızlarla ilerlediği ve farklı dalga boylarına sahip olduğu tasvir edilmiştir. Görsel, dalga boyları eklenerek güncellenmiştir.

Yukarıdaki görsel, Alice Teorisi açısından ışımanın temel yapısını özetlemektedir. Şimdi size soruyorum: Bu kadar basit bir gerçeği niçin bilmiyorsunuz?

Alice Yasası’nın normal geometriyi ve matematiği fizikte yeniden egemen hâle getirmesi, fiziğe sunduğu en büyük armağan olacaktır.

User Messages
Errata