Bölüm 3’te Galile Relativite
Prensibi’ni oldukça detaylı olarak ele aldım. Bu prensibin Alice Yasası
için önemini belirttim ve bu prensibin Elektromanyetik Teori’yi de
kapsaması gerektiğini vurguladım. Alice Yasası’nın Galile Relativite
Prensibi’ni ele alış biçimiyle Einstein’ın Relativite Prensibi
arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları aktardım.
Burada Alice Teorisi’nin ikinci
kısmını anlatacağım. Bu anlatımda, Galile Relativite Prensibi’nin
elektromanyetik teoriyi kapsayacak şekilde genişletilmiş hâlini
kullanacağım. Bu prensibin ne kadar önemli olduğunu ve elektromanyetik
teoriye genişletilmesinin mantıksal çıkarımlar bakımından neden hayati
önem taşıdığını size göstereceğim. Konu ilerledikçe gördükleriniz
karşısında şaşıracağınızı; ancak sonunda mantığınızın galip geleceğini
ve Galile Relativite Prensibi’ni iyi bir şekilde özümseyeceğinizi
düşünüyorum.
Şimdi aşağıdaki Figür 4.1’i
Galile Relativite Prensibi’ni temel alarak inceleyeceğiz.
Figür 4.1 –
Uçak ve kule birbirine sinyal gönderiyor.
Figürde geçen olay hakkında öncelikle bir durum tespiti yapalım:
Figürdeki olayı yer referans çerçevesinden izliyoruz.
Kule ve uçak birbirlerine göre v hızıyla hareket hâlinde olan iki cisimdir.
Kulede ve uçakta özdeş sinyal üreten cihazlar kullanılmaktadır.
Birbirlerine aynı anda sinyal göndermeye başlamışlardır.
Figür sinyallerin henüz hedeflerine varmadıkları bir anı temsil etmektedir.
Şimdi de Galile Relativite Prensibi açısından figürde geçen olayı inceleyelim:
Fizik yasaları bakımından kule ile uçaktan hangisinin durağan,
hangisinin hareket hâlinde olduğu önem taşımaz. Fizik yasaları kule ve
uçak için aynı biçimde geçerli olacaktır.
Bizim
olayı yer referans çerçevesinden izlemekte olmamız, kule ve uçak
arasında gerçekleşen olay üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildir.
Uçak
ve kulenin özdeş cihazlar kullanmaları ve aynı frekans üzerinden yayın
yapmaları sebebiyle, üretilen sinyaller özdeş dalga boyuna ve özdeş
frekansa sahip olarak yayınlanacaktır.
Uçaktan kuleye doğru giden sinyalin dalga boyu λx ise, kuleden uçağa doğru giden
sinyalin dalga boyu yine λx
olmak zorundadır.
Uçak
kendisine varan sinyallerin dalga boyu ve frekans değerlerini ölçüp
kulenin ölçtüğü sinyal değerleri ile karşılaştırdığında, eşit
sonuçların elde edildiğini görecektir. Bunun tersi de doğrudur.
Uçak ve kule aynı anda yayına başladıkları için,
sinyaller hedeflerine aynı anda varmak zorundadır.
Bunun dışında Alice Yasası ile
ilgili yaptığım animasyon çalışmalarından elde ettiğim bir bilgiyi de
paylaşmak isterim.
Kulelerin ve uçağın gönderdiği sinyallerin
gökyüzünde oluşturduğu dalga biçimleri karşılaştırıldığında, bunların
birbirinin simetriği ve biçimsel olarak özdeş olduğu görülmektedir.
Örneğin kulelerden gönderilen sinyallerin oluşturduğu dalga biçimini
yatay düzlemde 180 derece döndürüp uçaktan gönderilen sinyallerin
oluşturduğu dalga biçiminin üzerine yerleştirirsek aralarında biçim
bakımından herhangi bir fark bulunmadığını görürüz.
Pratikte elektromanyetik
dalgaların görünmez olmaları nedeniyle bu durumun varlığını gözlemleme
imkânı yoktur. Ancak şöyle örnekleyebilirim. Kule ve uçağın gönderdiği
sinyallerin haberleşme sinyalleri olduğunu varsayalım. Aynı mesajı
karşılıklı olarak birbirlerine aynı anda göndermeye başlamış olsunlar.
Herhangi bir anda kule, uçaktan gönderilen mesajın hangi bölümünü
alıyorsa uçak da kuleden gönderilen mesajın aynı bölümünü alacaktır.
Yukarıda örnek verilen olayda,
Galile Relativite Prensibi’ni Elektromanyetik Teori’ye uygulamış oldum.
Böylelikle Alice Yasası için Galile Relativite Prensibi’nin nasıl bir
anlam ifade ettiğini açık olarak ortaya koyduğumu sanıyorum. Alice
Yasası bütün teorik çıkarımlarında Galile Relativite Prensibi’ni
sıklıkla kullanır ve gücünü ondan alır. Alice Yasası için Galile
Relativite Prensibi hayati öneme sahiptir.
Artık konumuza devam edebiliriz.
Mevcut olay kurgusunda bir
değişiklik yapıyorum. Şöyle ki: yanlarda bulunan kuleler ortadaki uçağa
sinyal göndersinler. Bu durumda nasıl bir sonuç elde edeceğimizi
görelim.
Burada da benzer şekilde iki
figürü alt alta gösteriyorum. Üst figürde uçak A ve B konumlarında
bulunan kulelere sinyal gönderiyor. Alt figürde ise A ve B
konumlarındaki kuleler ortada bulunan uçağa sinyal gönderiyor. AO ve OB
mesafeleri birbirine eşittir ve uçakların hızları eşittir. Uçaklar O
konumundayken olay başlıyor.
Figür 4.2 – Olay başlangıcı. Uçaklar “v” hızıyla O konumu üzerinden geçmektedir. Bu
anda sinyal gönderme işlemi başlar.Figür
4.3 – Uçaklar kendi rotalarında ilerliyor. Üst figürde uçaktan
yayınlanan sinyaller yanlardaki kulelere doğru gidiyor. Alttaki
figürde, yan kulelerden yayınlanan sinyaller uçağa doğru geliyor.
Galile Relativite Prensibi’ne
göre, uçağın A kulesine gönderdiği sinyaller ile A kulesinin uçağa
gönderdiği sinyaller özdeş olmalıdır. Benzer şekilde uçağın B kulesine
gönderdiği sinyaller ile B kulesinin uçağa gönderdiği sinyaller
birbiriyle özdeş olmalıdır. Yukarıdaki Figür 4.3’te sinyaller bu
özdeşliğe uygun şekilde hedeflerine doğru yol almaktadır.
Figür 4.4 – Sinyaller hedeflerine aynı anda varıyor.
Dananın kuyruğunun
koptuğu an:
Figür 4.4.
Üstteki figürde sinyallerin
kulelere aynı anda varacağını zaten biliyoruz. Çünkü sinyaller, eşit
olan AO ve OB mesafelerini “c” hızıyla
katetmektedir:
Ancak Galile Relativite
Prensibi’nin elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimi, alttaki
figürde AC > CB olmasına rağmen kulelerden gönderilen sinyallerin
uçağa aynı anda varmasını gerektirmektedir. Bu şart ancak kulelerden
gönderilen sinyallerin hızları birbirinden farklı olduğu takdirde
sağlanabilir:
Burada, t
= t2 − t1 sinyallerin yayınlanma anından
hedeflerine varma anına kadar geçen süredir.
Şimdi Figür 4.4’ten elde
edebileceğimiz matematiksel sonuçları Figür 4.5 üzerinde inceleyelim.
Figür
4.5 – Sinyallerin varma anındaki karşılaştırması ve matematiksel
verilerin elde edilmesi. Üst figürde, uçağın gönderdiği sinyaller
yanlardaki A ve B kulelerine varmış durumda. Alttaki figürde A ve B
kulelerinin gönderdiği sinyaller uçağa varmış durumda. Galile
Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimine
göre, üstteki ve alttaki olaylardan elde edilen karşılıklı matematiksel
büyüklüklerin birbirine eşit olması gerekir. Figürde bu eşitliklerin
sağlandığı görülmektedir.
Şimdi Figür 4.5’te ortaya çıkan
sonuçları inceleyelim.
Alice Teorisine
Giriş’in birinci kısmında, uçağın referans çerçevesine göre
kulelere gönderdiği sinyallerin hızlarının “c+v”
ve “c−v” olduğunu tespit etmiştik (Figür
2.5). Burada biraz daha detaylı yazıyorum. Öncelikle üst
figür için olayı ele alalım.
A kulesi uçaktan uzaklaşmaktadır. Uçağın referans çerçevesine
göre, A konumundaki kuleye gönderdiği sinyalin hızı “c+v”dir.
B kulesi uçağa yaklaşmaktadır. Uçağın referans çerçevesine
göre, B konumundaki kuleye gönderdiği sinyalin hızı “c−v”dir.
Kulelerin referans çerçevesine göre kendilerine gelen sinyallerin
hızı “c”dir.
Yer
referans çerçevesine göre kulelerin hareketsiz olmalarından dolayı, yer
referans çerçevesine göre sinyallerin hızı her iki yönde de “c”dir.
Şimdi her şeyin tepetaklak
olduğu ve Alice’in fizikte her şeyi küle çevirdiği büyük ana geldik.
Figürlerin alt kısmında
gösterilen olayı, yani kulelerin uçağa sinyal gönderdiği durumu, Galile
Relativite Prensibi’ni kullanarak detaylandıralım. Galile Relativite
Prensibi’nin
elektromanyetik teoriye genişletilmiş biçimine göre, kaynak ile hedefin
karşılıklı olarak yer değiştirmesi olayın fiziksel sonuçlarını
değiştirmemelidir.
Galile Relativite Prensibi’ne göre
kuleler ile uçak birbirlerine göre hareket hâlindedir. Bunlardan
hangisinin hareket hâlinde olduğunun mutlak bir cevabı yoktur. Fizik
yasaları kuleler ve uçak için aynı biçimde geçerli olmak zorundadır.
Üstteki figürde A kulesi ve uçak
birbirinden uzaklaşmaktadır ve uçağın gönderdiği sinyalin hızı uçağın
referans çerçevesine göre “c+v”dir. O
hâlde alttaki figürde A kulesinin uçağa gönderdiği sinyalin hızı, kendi
referans çerçevesine göre “c+v”
olmalıdır.
Üstteki
figürde B kulesi ile uçak birbirine yaklaşmaktadır ve uçağın gönderdiği
sinyalin hızı, uçağın referans çerçevesine göre “c−v”dir.
O hâlde alttaki figürde B kulesinin uçağa gönderdiği sinyalin hızı,
kendi referans çerçevesine göre “c−v”
olmalıdır.
Üstteki figürde uçağın A kulesine gönderdiği sinyalin dalga boyu λ1’dir. Dolayısıyla alttaki
figürde A kulesinin uçağa gönderdiği sinyalin dalga boyu λ1 olmak zorundadır.
Üstteki figürde uçağın B kulesine gönderdiği sinyalin dalga boyu λ2 olduğuna göre, alttaki figürde
B kulesinin uçağa gönderdiği sinyalin dalga boyu λ2 olmak zorundadır.
Uçaktan
gönderilen sinyallerdeki değişim yayınlanma anında olduğuna göre,
kulelerden gönderilen sinyallerin dalga boylarındaki değişim yine
yayınlanma anında gerçekleşecektir.
Üstteki ve alttaki figürlerde sinyallerin gökyüzünde oluşturduğu
dalga biçimleri özdeş olmak zorundadır.
Üstteki
figürde, uçaktan gönderilen sinyaller kulelere vardığı anda, alttaki
figürde, kulelerden gönderilen sinyaller uçağa o anda varmış olmalıdır.
Burada bir detaya daha yer
vermek isterim. Yer referans çerçevesine göre üstteki figürde
kulelere giden sinyallerin hızı her iki yönde “c”
iken alttaki figürde uçağa giden sinyallerin hızları “c+v” ve “c−v”dir.
Çünkü sinyaller varma hedefinin referans çerçevesini temel alarak varma
hedeflerine göre “c”
hızıyla gitmektedir. Alttaki figürde uçağın kendi referans çerçevesine
göre kulelerden kendisine doğru gelen sinyallerin hızı her iki yönde de
“c”dir.
Doğa Hangi Geometriyi Kullanıyor?
Gördüğünüz gibi Alice
Yasası’nın mantıksal çıkarımları, büyük ölçüde Galile Relativite
Prensibi’nin Elektromanyetik Teori’yi de kapsayacak şekilde
genişletilmiş biçimine dayanmaktadır. Bu prensip kapsamında uzay ve
zaman arasındaki ilişkiler Galile dönüşümleriyle ifade edilir. Galile
dönüşümlerinde zaman bütün referans sistemleri için ortaktır;
cisimlerin konumları, aralarındaki mesafeler ve diğer geometrik
ilişkiler klasik geometri kurallarına göre belirlenir. Daha teknik ve
kesin ifadeyle Galile Relativite Prensibi için Öklid geometrisinin
kuralları geçerlidir.
Galile dönüşümlerinin yapısı
(Konum)
(Zaman)
Bu nedenle aynı olayın farklı
referans çerçevelerinden görünüşü incelenirken ortak bir zaman değeri
kullanılabilir. Cisimlerin konumları, aldıkları yollar ve aralarındaki
mesafeler normal geometri kurallarına uygun olarak çizilebilir ve bu
figürlerden elde edilen matematiksel veriler doğrudan kullanılabilir.
Bölüm 2’de ve Bölüm 4’te
kullanılan figürlerde konumlar, mesafeler, hareket yönleri ve geçen
süreler Galile dönüşümlerinin ve normal geometrinin kurallarına uygun
olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla figürlerden elde edilen bilgiler
bu teorik yapının matematiksel sonuçlarını verir. Alice Teorisi, bu
yapının doğadaki gerçek fiziksel ilişkileri birebir yansıttığını ileri
sürmektedir.
Einstein’ın Özel Relativite
Teorisi’nde ise uzay ve zaman ilişkileri Galile dönüşümleriyle değil,
Lorentz dönüşümleriyle ifade edilir:
Lorentz dönüşümlerinin yapısı
(Konum)
(Zaman)
(Lorentz
faktörü)
Lorentz dönüşümlerinde zaman
bütün referans sistemleri için ortak değildir. Eşzamanlılık, uzunluk ve
geçen süre gözlemcinin referans çerçevesine bağlıdır. Lorentz
dönüşümlerini temel alan Minkowski uzay-zaman diyagramları kullanılarak
relativistik ilişkiler geometrik olarak gösterilebilir. Ancak bu
diyagramlarda zaman da geometrik yapının bir parçasıdır ve farklı
referans çerçevelerinin uzay ve zaman eksenleri birbirinden farklıdır.
Dolayısıyla bu gösterimler, burada kullandığım ortak zamanlı ve normal
geometriye dayanan figürlerden temel olarak ayrılır.
İki teori arasındaki başlıca
ayrım, Galile Relativite Prensibi’nin elektromanyetik teoriye uygulanıp
uygulanmaması değildir. Çünkü Einstein’ın Relativite Prensibi de
elektromanyetik yasaları kapsamaktadır. Asıl ayrım, ışık hızının nasıl
yorumlanacağı konusunda ortaya çıkmaktadır. Işığın hızının bütün
referans sistemlerine göre c olduğu
düşüncesi Özel Relativite Teorisi’ne, ışığın hızının varma hedefine
göre “c”
olduğu düşüncesi Alice Teorisi’ne götürmektedir. Bu iki farklı düşünce,
farklı matematiksel sonuçlar doğurur ve sonuçta her iki teori için
farklı uzay-zaman yapılarının tanımlanmasını gerektirir. Özel
Relativite Teorisi doğayı Lorentz dönüşümlerine göre kurulmuş bir
uzay-zaman yapısıyla açıklarken Alice Teorisi, genişletilmiş Galile
Relativite Prensibi’ni, Galile dönüşümlerini ve ortak zamanı temel
almaktadır.
Burada bir parantez açarak
Relativite Teorisi’nin neden egemen teori hâline geldiği konusuna
değinmek istiyorum. Özel Relativite Teorisi 1905 yılında yayımlanmış
olsa da teorinin deneysel olarak sınanması ve sonuçlarının nasıl
yorumlanacağı konusundaki tartışmalar daha sonraki yıllarda da devam
etmiştir. Ben 1959 doğumluyum ve çocukluk yıllarımdan, yüksek hızlı
müonların beklenenden daha uzun sürede bozunmasının Relativite
Teorisi’nin doğrulanması olarak anlatıldığını hatırlıyorum. Nitekim
1963 yılındaki Frisch–Smith deneyi ve daha sonra gerçekleştirilen müon
deneyleri, relativistik zaman genişlemesinin önemli deneysel kanıtları
arasında kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle teori 1905’te ortaya
çıkmış; kabulü, deneysel olarak sınanması, öğretilmesi ve fizik
düşüncesinde egemen hâle gelmesi ise onlarca yıla yayılan ayrı bir
süreç olmuştur. İlave olarak ışık hızının aşılamaz teorik bir üst sınır
olarak düşünülmesi bu süreci Relativite Teorisi lehine geliştirmiştir.
Relativite Teorisi’ni fiziğin egemen teorilerinden biri hâline getiren,
teoriyi yazan Albert Einstein’ın kendisi değil; teoriyi benimseyen ve
fiziğin temeline yerleştiren fizikçilerdir. O yıllarda yaşanan büyük
siyasal gerilimler ve iki dünya savaşı, daha sonraki atom bombası
çalışmaları ve yüksek enerji fiziğini hızla geliştirme çabası, bilim
dünyasının önceliklerinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Sanıyorum,
bu sebeplerle o yılların koşullarında yeterince farklı fikir
üretilememiş ve yeterince tartışma yapılamamıştır.
Şimdi size soruyorum: Bölüm
2’de ve Bölüm 4’te ortaya koyduğum düşünceler üretilmesi son derece güç
fikirler midir? Bu olasılıklar neden daha önce ciddi biçimde ele
alınmamış ve deneysel olarak sınanmamıştır? Daha o yıllarda bu
seçeneklerin de araştırılması gerekmez miydi? Yoksa siz de mi, doğanın “c+v” ve “c−v”
matematiğini kullanmadığını ve “c”
hızının aşılamaz bir sınır olduğunu mu düşünüyorsunuz? Cevabınız “evet”
ise, doğayı aklınızın sınırları içine sığdırmaya çalışıyorsunuz
demektir. Bunu yapmayınız. Doğanın yalnızca bizim alıştığımız düşünce
kalıpları içinde hareket etmek zorunda olduğunu varsayamayız.
Unutmamalıyız ki doğanın yaratıcılığı, insanın düşünme sınırlarının çok
ama çok üzerindedir. Bize şaşırtıcı veya alışılmadık gelen bir sonuç,
doğa açısından son derece sade ve olağan olabilir. Bir düşüncenin
yerleşik teoriye aykırı görünmesi, onun yanlış olduğunu göstermez. Onun
doğru veya yanlış olduğunu gösterecek olan şey, açık mantıksal
çıkarımlar ve tekrarlanabilir deneylerdir.
Maalesef diyerek başlamak
zorundayım. Relativite Teorisi’nin uzay ve zaman hakkındaki kabulleri
fizik düşüncesine öylesine güçlü biçimde yerleşmiştir ki bugün birçok
fiziksel olay, normal geometri ve ortak zaman temelinde bile
düşünülmeden Lorentz dönüşümlerinin zorunlu kıldığı kavramlar
kullanılarak yorumlanmaktadır. Böylece fiziksel gerçeğin doğrudan ve
sade bir açıklaması mümkün olsa bile zihinler, uzunluk büzülmesi, zaman
genişlemesi ve eşzamanlılığın göreceliliği gibi soyut yapılar içinde
düşünmek zorunda kalmaktadır. Bir an için Alice Yasası’nın doğru
olduğunu varsaysak, bu durumda Relativite Teorisi içine hapsolmuş,
düşünceleri hastalanmış bir kişi durumuna düşmüş olmayacak mısınız?
Burada kişileri değil,
alternatif bir düşünceyi daha incelemeden reddeden yaklaşımı
eleştiriyorum. Yerleşik bir teorinin düşüncenin sınırlarını
belirlemesini ve başka seçeneklerin değerlendirilmesini engellemesini,
fizik dünyasına yayılmış düşünsel bir hastalığa benzetiyorum. Bu
bakımdan ortada âdeta bir pandemi vardır ve fizikçilerin çok büyük bir
bölümü, az ya da çok, bu yerleşik düşünce biçiminden etkilenmiştir.
Alice size buradan bir yardım
eli uzatıyor. Alice, kendisini okumanızı, mantıksal çıkarımlarını
incelemenizi ve öngördüğü deneyleri yapmanızı istiyor. Uzattığı bu eli
geri çekmesine sebep olmayınız.
Parantezi burada kapatıyorum.
Şurası muhakkaktır ki Galile
Relativite Prensibi’nin Elektromanyetik Teori’yi kapsadığını deneysel
olarak test etmek mümkündür. Dolayısıyla Alice Teorisi ile Özel
Relativite Teorisi belirli deney düzeneklerinde birbirinden farklı
sonuçlar öngörüyorsa hangi yaklaşımın doğayı doğru açıkladığı deney
yoluyla belirlenebilir.
Figür
4.6 – 2017 yılında yayımladığım “Alice Yasası ve Elektromanyetik
Teoride (c+v) (c−v) Matematiğine Geçiş (Alice Yasası Versiyon 8)” adlı
kitabımdan alınmış bir görsel. Görselde, aynı ışık kaynağından çıkan
ışığın çevredeki hareket hâlinde olan cisimlere farklı hızlarla
ilerlediği ve farklı dalga boylarına sahip olduğu tasvir edilmiştir.
Görsel, dalga boyları eklenerek güncellenmiştir.
Yukarıdaki görsel, Alice
Teorisi açısından ışımanın temel yapısını özetlemektedir. Şimdi size
soruyorum: Bu kadar basit bir gerçeği niçin bilmiyorsunuz?
Alice Yasası’nın normal
geometriyi ve matematiği fizikte yeniden egemen hâle getirmesi, fiziğe
sunduğu en büyük armağan olacaktır.