39. BİR ALANIN UZUNLUĞU ASLA DEĞİŞMEZ

Evrenin başlangıcında var olan boyutsuz yapıların hiç bir değişikliğe uğramadan günümüzde de varlıklarını sürdürmeleri kuvvetle mümkündür. Büyük Çöküş döneminde Evrenimizi inşa eden bazı yapı taşlarının başlangıçtaki bu boyutsuz yapıyı kendi içlerinde muhafaza ederek oluşması da mümkündür. 

Sanıyorum ki alanlar Evrenin işte bu boyutsuz yapı taşlarıdır. Alanların boyutsuz yapılar olduklarına dair Alice Yasasının çok ilginç ve çok özel bir prensibi vardır.

Alice alan prensibi: Bir alanın uzunluğu asla değişmez.


Bu prensip, Evrenin boyutsuz özelliğine atıfta bulunur ve alanların boyutsuz olmaları sebebiyle sonsuz mesafelere erişebileceğini mecazi olarak ifade eder. Bu prensibin nasıl ortaya çıktığını yukarıda verdiğim Üçüncü Postüla adlı yayınımda görebilirsiniz.

Ben fizik tarihi boyunca gerçek anlamda sadece iki fizik postülasının yazılabildiğine inanıyorum. Postüla ile Prensip arasındaki farkı şöyle tarif edebilirim; Özünde postüla ile prensip aynı şeydir, ama postüla prensibe kıyasla çok güçlüdür, içinde muazzam bir potansiyel barındırır ve eninde sonunda mutlaka çok büyük sonuçlara yol açar. Bir prensibin postüla özelliği taşıyabilme olasılığı neredeyse imkansıza yakındır. Bu yüzden de çok nadir olarak ortaya çıkarlar ve sayıları gerçekten çok azdır.

Kanımca Birinci Postüla, Galilei’nin "Relativite Prensibi" dir. Albert Einstein da dahil olmak üzere, farklı bilim insanları bu prensibi farklı şekillerde ele alıp yazmış olsalar da prensibin içeriği, özü değişmemiştir. Prensibin özgün hali daha güzeldir. 

İkinci Postüla Albert Einstein’ın "Işık Hızının Değişmezliği Prensibi" dir. 

Işık Hızının Değişmezliği Prensibi: Herhangi bir eylemsiz referans sisteminde ölçüldüğü üzere, ışık boş uzayda yayınlandığı cismin hareketinden bağımsız olarak sabit c hızı ile yayılır.

Prensipteki "boş uzay" kelimesine dikkat edelim. Her cismin kendisine özel, kendisine ait bir uzaya sahip olduğunu düşündüğümüz taktirde bu prensip bizi doğruca Alice Yasasına götürür. Bu özel uzayları da "ALAN" olarak yorumlarsak taşlar yerine daha güzel oturur ve bu Alice Yasası olur. Bu yüzden Alice Yasası bu prensip ile kavgalı duruma hiç bir zaman düşmemiştir. Aksine bütün çalışmalarımda bu prensip yol gösterici olmuştur. Zaten Alice Yasasını bu prensip olmadan tanımlayamazsınız. Öte yandan Alice Yasasına ulaşmak için "Işık Hızının Değişmezliği Prensibi" tek başına yeterli değildir. Alice Yasasını bir gerçek haline getirebilmek için bu prensipte yer alan "boş uzay" düşüncesini ayrıştırarak ondan özel uzaylar/alanlar inşa eden, onları ortaya çıkartan bir kuvvete ihtiyaç vardır. Bu güç Relativite Prensibinin içindedir. Kitabın başlangıcında Relativite Prensibine dayanan "Kural" tanımlaması bu özel uzayları/alanları ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır, ki bunun sonuçlarını aşama aşama bütün detaylarıyla gördük. Dolayısıyla, Relativite Prensibi var olmadan da Alice Yasası var olamazdı. Her iki prensip sahip oldukları büyük güçlerle Alice Yasasını yaratmışlardır.

İlginçtir ki, "Bir alanın uzunluğu asla değişmez" prensibinin de postüla özelliğine sahip olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden geçmişte ona "Üçüncü Postüla" adını vermiştim. Fizik Bilimini evrenin bu boyutsuz yapı taşlarıyla tanıştıracak olan güç bu prensibin içindedir. Bu öngörümün doğru olup olmadığını zaman gösterecektir.

Ne yazık ki kitabın sonuna geldik. Daha anlatabileceğim şeyler var aslında, ama daha fazla konuşursam hayal ve gerçek birbirine karışır. Bu sebeple hoşça kalın diyorum.