38. BÜYÜK ÇÖKÜŞ TEORİSİ
Bir alanın uzunluğu asla değişmez.


Bu son bölümü sohbet şeklinde yazmak istedim. Önceki bölümlerde (c+v)(c-v) matematiğini ve sonuçlarını elimden geldiği kadar size tanıttım. Bu son bölümde (c+v)(c-v) matematiğine neden olan sebepler hakkındaki düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Çekim kuvveti ve elektriksel yük kuvvetlerinin sonsuz mesafelerde etkili olabilmesi, Doppler Etkisinin mesafeden bağımsız bir şekilde oluşması teorik fiziğin önündeki büyük soru işaretleridir. Gördüğünüz üzere, (c+v)(c-v) matematiğini açıklayabilmek için "Alan" kavramını kullandım. Ama Alan kavramının kullanılması da sonsuzluğu gene önümüze çıkarmıştır. Eğer elektromanyetik enerji alanları kullanıyorlar ise bu taktirde alanın sonsuz uzaklıklara erişen bir yapıda olması gerekir. Çünkü ancak bu şekilde (c+v)(c-v) matematiği kusursuz bir şekilde çalışabilir.

Sonuçta Alice Yasası ile ilgili deneyler bir şekilde yapılacaktır. Farz edelim ki bu deneylerden elde edilen sonuçlar (c+v)(c-v) matematiği lehine sonuçlandı ve Alice Yasasını doğruladı. Bu taktirde ne yapacağız? Bu durum ister istemez karşımıza alanların sonsuz büyüklüklerde olduğu şeklinde bir sonuç getirecektir. Böyle bir yapı nasıl açıklanabilir? İşte bu noktada karşılaşılacak tıkanıklığı aşabilmek için farklı bir Büyük Patlama modeli öneriyorum.

Büyük Patlama vs Büyük Çöküş

Yaygın bir görüşe göre Büyük Patlamanın şu şekilde oluştuğunu düşünülmektedir: 
Yaklaşık 13.8 milyar yıl önce uzayın sonsuz boşluğunun içinde bir yerde, boyutsuz ve sonsuz yoğunlukta bir tekillik vardı. Ne olduysa oldu ve bu tekilliğin iç dengesi birden bire bozuldu ve tekillik sonsuz bir hızla genişlemeye başladı. İlk anlarda var olan sonsuz yoğunluk ve sıcaklık genişlemenin etkisiyle giderek azalmaya başladı. Genişleme devam ettikçe, atomların yapı taşları olan elektron, proton, nötron gibi elementer parçacıklar oluşmaya başladı, daha sonra bu elementer parçacıkların birbirleriye etkileşimleri sonucunda hidrojen, helyum, lityum gibi hafif atomlar meydana geldi. Evren genişledikçe genişlemenin hızı da azalıyordu. Çekim kuvveti oluşmuştu, bu kuvvetin etkisiyle atomların oluşturduğu devasa gaz bulutları ilk gök adaları ve ilk yıldızları oluşturacak şekilde bir araya gelmeye başladılar. Oluşan ilk yıldızlar zaman içerisinde öldüler ve füzyon sonucunda ürettikleri ağır elementleri ölürlerken uzaya yaydılar. Ardından ikinci ve üçüncü kuşak yıldızlar ve gezegenler meydana geldi. Bulgularımıza göre evren hala genişlemesini sürdürmektedir. Anlatımım içerisinde bazı eksikler olabilir, ama genel yaklaşım sanırım bu şekildedir. Gerçekten çok müthiş bir kurgu, doğa gerçekten inanılmaz işler yapıyor. Bilmeme rağmen yazarken heyecanlandım. 

Kanımca bu kurguda ki sıkıntı şuradadır: Olay başlangıcı olarak, uzaydaki tekil bir nokta ele alınmıştır. Dikkat edelim, burada "UZAY" diye bir yapının varlığı baştan peşinen kabul edilerek açıklama yapılmaktadır. Uzay üç boyut eksenine ve bir zaman eksenine sahip olan özel bir yapıdır. Zamanın büyük patlamayla başladığını varsaysak bile geriye üç boyuta sahip bir yapı kalmaktadır. Dolayısıyla, uzay diye özel bir yapının var olduğu en başından kabul mu ediyoruz? Yoksa, başlangıçtaki bu uzay hiçliği mi temsil etmektedir? Uzayın hiçliği temsil ettiğini söylersek, bu taktirde de Büyük Patlama teorisine hiçliğin içerisinde ki tekil bir nokta ile işe başlamamız gerekir ki bu da pek tutarlı olmaz. Dolayısıyla Büyük Patlama teorisi prensip olarak uzayın varlığını baştan kabul etmiştir demek yanlış olmayacaktır.

Ben Büyük Patlamaya biraz farklı şekilde bakıyorum. Başlangıçta yalnızca boyutsuz bir oluşum vardı. Bu boyutsuz oluşumun haricinde başka hiç bir yer yoktu. Uzay diye bir yer de yoktu. Bu boyutsuz oluşumu tekil bir nokta olarak düşünebiliriz ama farklı düşünmek de mümkündür, mesela sonsuzlukta bir nevi boyutsuzluktur. Eğer başlangıçtaki o büyük tekilliğin içine girebilseydik sonsuza uzanan bir yapı ile karşılaşırdık, herhangi bir son veya bir sınır ile karşılaşmazdık, boyutsuz olmak böyle bir şeydir. Evrenin oluşumunun tekillikten veya sonsuzluktan gelişmesi kanımca birincil önemde olan bir konu değildir, asıl önemli olan, bu oluşumun içi ve dışı diye bir ayrımın söz konusu olmamasıdır. Bir ve Sıfır gibi. Var yada Yok gibi. Başlangıçta sadece O boyutsuz oluşum vardı. 

Evrenin başlangıcındaki tekilliğini, boyutsuzluğunu ve aynı zamanda sonsuzluğunu, karadeliklerin tekilliği ile karıştırmamak gerekir. Karadelik tekilliği maddenin bir noktada yoğunlaşmasıyla oluşur. Karadeliğin etrafında uzay, merkezinde de çekim kuvveti vardır. Halbuki Evrenin başlangıcındaki boyutsuzluk çok farklıdır. Yoğunlaşmış bir yapının olmasına gerek yoktur, kuvvet yoktur, madde yoktur, boyut yoktur, uzay yoktur, sonsuz bir dinginlik ve sükunet vardır. Bu başlangıçta hiç bir şey yoktu demek değil tabi. Bu boyutsuz oluşum içinde Evreni inşa eden boyutsuz bir "ŞEY" vardı. Ama onun ne olduğunu bildiğimizi sanmıyorum. 

Sonra......,Evrenin iç dengesi bir nedenle bozuldu ve tekillik kendi içine doğru çökmeye başladı. Tekil noktanın içindeki o "ŞEY" içe çöküşün etkisiyle ortaya elementer parçacıkları meydana getirmeye başladı, elementer parçacıkların ortaya çıkması ise boyutun ortaya çıkmasına neden oldu. Boyutun yaratılması ise uzay dediğimiz yapının tekamül etmesine sebep oldu. Uzayın ortaya çıkışı ile elementer parçacıkların ortaya çıkışı kanımca aynı zaman sürecinde olmuştur. Ben elementer parçacıkların bu süreçte kendi alanlarıyla beraber ortaya çıktıklarını düşünüyorum. Alanları da uzayı inşa eden yapı taşları olarak düşünüyorum. Devamını Büyük Patlamayı anlatırken yazmıştım. Burada da olaylar aynı sırada gelişmektedir. Büyük Çöküşün hızı azalmakla beraber tamamen sona erdiğini de düşünmüyorum. Ama benim asıl söylemek istediklerim bunlar değil. Bu paragrafta yazdıklarımın sırası değişebilir, eksiği olabilir, yanlışı olabilir, şu olur, bu olur. Bunların genel perspektif açısından hiç ama hiç bir önemi yoktur. Nihayetinde yanlış varsa düzeltilir, eksik varsa kapatılır. Asıl önemli noktayı şimdi söylüyorum. 

Büyük Çöküş ve Büyük Patlama arasındaki en önemli farkı şöyle özetleyebiliriz: Büyük Patlamada Evren kendini uzaya yayılarak oluşturur, Büyük Çöküşte Evren maddeyi ve uzayı kendi tekilliğinin içinde yaratır. Büyük Çöküş hipotezinde Evren başlangıcındaki boyutsuzluğunu günümüzde de muhafaza etmektedir. Bizler başlangıçtaki o büyük tekilliğin, o boyutsuzluğun içerisinde yaşıyoruz.

Bakın buradan nereye geliyoruz;

  1. Bir alanın uzunluğu nasıl sonsuza uzanmaktadır?

  2. Bu kadar büyük bir yapı rijit bir obje gibi davranabilir mi?  

  3. Alan merkezi uzayda yer değiştirdiğinde, alanın sonsuz uzaklıktaki kısımları senkronize bir şekilde nasıl yer değiştirebilmektedir?  

  4. Alan merkezinin hareket ettiği bilgisi alanın dış kenarlarına nasıl iletilmektedir?

 Cevapları bu kez yazacağım.

  1. Sonsuzluk!.. Hangi sonsuzluktan bahsediyorsunuz? Anlayamadım.

  2. Bu kadar büyük bir yapıdan kastınız nedir? Herhalde sonsuz küçük tekil bir yapıdan bahsediyorsunuz. Başka nasıl davranabilir ki?

  3. Kim nereye hareket etmiş, hareket edilebilecek bir yer mi var, varsa gösterin? 

  4. Arada bir mesafemi var? Hem alanın dış kenarı demekle neyi kastediyorsunuz?

Ah ah ah ah, gülmeden edemiyorum. Herhalde yazdıklarıma oldukça şaşırmışsınızdır. Bu kısmı nasıl yazacağıma bir türlü karar veremiyordum. Sonuçta bu şekilde bir yazı ortaya çıktı. Sanırım fena da olmadı.

Evrenin günümüzde de boyutsuz olabileceği fikrini bana geçmişte iki bin yılı öncesinde üzerinde çalıştığım değişik bir matematik göstermiştir. Alice Yasası fikrine de beni o matematik taşımıştır. Konu olarak kitaba aykırı düşeceği için ona bu kitap içerisinde yer vermedim. Bu matematiği eğer merak ederseniz, aliceinphysics.com da yayınladığım makalelerim arasında bulabilirsiniz.

• Sayı Tabanları, Sayılar ve Matematiğin Sağ Yönü , Han Erim - 7 Kasım 2015
• Alice Yasası ve Matematiği , Han Erim, 7 Mayıs 2012 (*)
• Üçüncü Postüla, Han Erim, 7 Mayıs 2012 (*)

(*) Alice Yasası Versiyon 7 fizik programının içerisinde yayınlanmışlardır.